Yıllarca sabah kalkmak benim için bir savaştı. Alarm üç kez çalardı, ben üçünü de erteledim, sonra geç kalktım, sonra geç kaldığım için hızlı ve çarpık bir sabah geçirdim, sonra günü zaten kötü başlattım. Bu döngü o kadar olağan hale geldi ki normal saydım. Uyku düzeni sorunumun gerçekten bir sorun olduğunu anlamam uzun sürdü. "Ben sabahçı değilim" cümlesinin ardına saklandım. Ama bir gün hesap yaptım: günde ortalama kaç saatin verimli geçtiğine baktım ve sayı çok düşüktü. Yorgunluk konsantrasyonu bozuyordu, konsantrasyon bozukluğu işi uzatıyordu, işin uzaması geç saatlere kalıyordu, geç saate kalmak uyku saatimi kaydırıyordu. Döngü tamamdı. Uyku düzenini değiştirmeye karar verdim. Yöntemleri araştırdım ve en basit şeyle başladım: her sabah aynı saatte kalkma. Yatma saati değil, kalkma saati sabitleme. İlk hafta acı verici geçti. Dört saat uyuyarak kalktım bazı günler. Ama tutundum. İkinci haftada bir şey oldu. Gece kendiliğinden erken uyumak istemeye başladım. Beden döngüsü ayarlandı mı, uykuyu kendisi talep etti. Bunu bekliyordum teorik olarak ama yaşayınca şaşırdım. Uyku düzeni otururken fark ettiğim şeyler bunlar: sabahlar daha az kaotik, karar vermek daha kolay, küçük sinirlilikler azalmış, günün ortasındaki çöküş yok. Bunların hepsi daha iyi bir uyku düzeninin meyvesiydi. Hâlâ mükemmel değil. Zaman zaman kaydırmalar oluyor. Ama şimdi tabanı var. Kaydığımda nereye döneceğimi biliyorum.