Yemek daveti felaketi derken abartmıyorum. Sekiz kişiyi çağırdım, menü planladım, alışverişi yaptım. Gün geldi, her şey ters gitti. Nerede başladı? Üç gün öncesinde aklıma kek geldi. "Şık bir pasta yapayım" dedim. Tarife baktım, malzeme listesi uzundu, zamanım yeterli olur dedim. Misafirlerin gelmesine bir saat vardı, kek fırında pişiyordu, ana yemek henüz başlamamıştı. Yemek daveti felaketleri genelde tek bir hatadan değil, zincirleme hatalardan çıkıyor. İlk halka: zamanlamayı yanlış kurdum. İkinci halka: ana yemek için önceden bilmediğim bir teknik gerekiyordu. "Tavuk düdüklüde kaç dakika?" dedim, denemiş olsam bilirdim. Misafirler geldi, meze masada, çorba hazır, ana yemek tencerede. Ama kek çıkmıyordu fırından. Saat geçiyordu. Sonunda keki erken çıkardım; içi pişmemişti. Üstü yanmıştı. Yemek daveti felaketinin pik noktası buydu: misafirlerim masada, ben mutfakta yanmış-çiğ kekin önünde. Güldüm. Başka ne yapabilirdim? Keki atladım, masaya dönüp anlattım. Güldüler. Meyve tabağıyla kapattık tatlıyı. O geceden ne öğrendim? Birincisi: yeni tarifi misafir günü deneme. Bir hafta önce dene, yap, ye, tekrar dene. İkincisi: davet menüsü için üçte bir basit yemek seç. Her şeyi gösteriş için yapmak zorunda değilsin. Üçüncüsü: zaman tablosu yap. "Ana yemek iki saat, kek bir buçuk saat, hazırlık otuz dakika", tersinden hesapla. O akşam misafirler çok eğlendi aslında. Yemek daveti felaketi, mükemmel bir akşamdan daha iyi anılar bıraktı. Bu da bir ders.