Kant kategorik imperatif eleştiri, modern etiğin en nüfuzlu çerçevelerinden birini mercek altına alıyor. Kant'ın ahlak felsefesi yüz elli yılı aşkın süredir etik tartışmalarının merkezinde yer alıyor; bu ilgiyi hak ediyor. Ama eleştirilmemesi de haksızlık olur. Kant'ın kategorik imperatifi şunu söyler: Ahlaki bir eylem, herkes tarafından evrensel bir yasa olarak benimsense de tutarlı kalabiliyorsa ahlaken zorunludur. Sana yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma. İnsanı araç olarak değil, amaç olarak gör. Bu ilkeler sezgisel açıdan güçlü. Yalan söylemenin kötülüğünü, istismarın yanlışlığını açıklamak için iyi bir çerçeve sunuyor. Ama Kant kategorik imperatif eleştirisi, bu evrensellik iddiasının pek çok noktada çöktüğünü gösteriyor. Yalan örneği en tanınan kırılma noktasıdır. Kant, koşulsuz olarak yalan söylemenin yanlış olduğunu savunur. Ama düşünce deneyi klasiğinde şu soru sorulur: Kapınıza gelen katil, evde sakladığınız kişinin nerede olduğunu soruyor. Kant'a göre yalan söylememelisiniz. Bu sonuç, ahlak sezgilerimizle çarpıcı biçimde çelişir. İkinci sorun: Evrenselleştirme formülü boş çalışabilir. "Zararlı bir şey yap" evrenselleştirilemez, ama pek çok eylem çelişkisiz evrenselleştirilebilir görünürken gerçekte zararlıdır. Formül, içerik üretmez; yalnızca biçimsel bir filtre sağlar. Üçüncü sorun: Duygular ve ilişkiler. Kant etiğinde sevgi, sempati ve empati gibi duygular ahlaki motivasyon olarak dışlanır. Ahlaken değerli eylem, ödev duygusundan kaynaklanmalıdır. Bu görüş, insan ahlakının büyük bölümünü anlaşılması güç ve değersiz kılar. Dördüncü sorun: Çatışan ödevler. İki ödev birbiriyle çatıştığında Kant etiği somut bir çözüm sunmakta zorlanır. Kant bu sorunu yeterince ele almaz. Kant kategorik imperatif eleştirisi, Kant'ı felsefe tarihinden silmez. Ahlakın mantıksal yapısını ve evrensel ilkeleri araştırma çabasının hâlâ değeri var. Ama evrensellik iddiasının sınırlarını görmek, daha zengin bir etik anlayışa kapı açar.