Kimlik odaklı alışkanlık yaklaşımı, davranış değişikliğini salt eylem düzeyinde ele alan geleneksel modellerin ötesine geçerek öz-kavramın merkezine taşır. Bu yaklaşımın kuramsal altyapısı büyük ölçüde Tajfel ve Turner'ın Sosyal Kimlik Teorisi ile Bandura'nın öz-yeterlik araştırmalarından beslenmektedir. Sosyal Kimlik Teorisi, bireyin benlik kavramını iki temel bileşene ayırır: kişisel kimlik (bireysel özellikler ve deneyimler) ve sosyal kimlik (grup üyeliklerinden türetilen benlik tanımları). Kimlik odaklı alışkanlık perspektifine göre, bireyin bir davranışı yalnızca faydalı bulmasıyla değil; o davranışı, olduğunu sandığı ya da olmak istediği kişinin eylemleri olarak içselleştirmesiyle sürdürme olasılığı köklü biçimde artar. Bu mekanizmanın davranış değişikliği açısından önemi şu gözlemde belirginleşir: Araştırmalar, sigara bırakma girişimlerinde "Ben bir sigara içicisiyim ama bırakmaya çalışıyorum" başlangıcıyla "Ben bir sigara içicisi değilim" çerçevesinin farklı başarı oranlarıyla ilişkili olduğunu göstermiştir. Bu fark, yalnızca motivasyon düzeyiyle değil; kimlik tutarlılığı güdüsüyle açıklanmaktadır: İnsanlar, öz-kavramlarıyla çelişen davranışları hafifletmek için güçlü bir bilişsel baskı yaşarlar. Kimlik odaklı alışkanlık inşasında uygulama süreci genellikle üç katmana ayrılabilir. İlk katmanda kimlik beyanı gelir, bireyin kendiyle ve başkalarıyla kurduğu sözel çerçevelemede yeni kimliği kodlaması. İkinci katmanda küçük kanıtlar biriktirilir: Her küçük eylem, yeni kimliği destekleyen veri noktasına dönüşür ve öz-kavramı pekiştirir. Üçüncü katmanda ise sosyal onay ve grup üyeliği devreye girer. Kimlik, toplumsal yansımalarla güçlendiğinde alışkanlık daha kararlı bir forma kavuşur. Maksimal güdülenme araştırmaları da bu tablo ile örtüşmektedir: Özerk motivasyon, bir davranışı içsel değerlerle tutarlı olduğu için seçmek, dışsal ödüllere bağlı güdülenmeden kıyaslanamaz ölçüde daha sürdürülebilir sonuçlar üretir. Öz-Belirleme Kuramı'nın bu bulguları, kimlik odaklı alışkanlık yaklaşımının niçin işe yaradığının bağımsız bir açıklamasını sunar: özerklik ve yetkinlik ihtiyaçları kim olduğumuzu yansıtan davranışlarla karşılandığında özgülük artar. Terapötik uygulamalarda Kabul ve Kararlılık Terapisi, değer temelli eylem bileşeniyle kimlik odaklı alışkanlık prensibini sistematik biçimde kullanmaktadır. Davranışsal aktivasyon protokollerinin yalnızca "ne yapmalıyım" yerine "kim olmak istiyorum" sorusunu merkeze alan versiyonlarının, özellikle depresyon ve ertelemeci örüntülerde daha güçlü sonuçlar ürettiği bildirilmektedir. Bu perspektifin sınırını da belirtmek gerekir: Kimlik yeniden çerçevelemesi, çevresel engeller ortadan kaldırılmadan tek başına yeterli değildir. Yapısal koşullar, ekonomik kısıtlar, sosyal çevre, erişim eşitsizlikleri, alışkanlık değişimini bireysel kimlik düzenlemesine indirgemekle açıklanamayacak ölçüde etkiler.