Mesajı gördüğümde saat gece 3'tü. Ekranım karanlıkta yanıp söndü: 'Sabah 8'de teslim gereken 4.000 kelimelik bir metin var, çevirebilir misiniz?' Acil çeviri talebi, freelance çevirmenliğin kaçınılmaz gerçeklerinden biri. O gece hem evet hem hayır demeyi düşündüm. İlk yıllarda her acil çeviri talebini kabul ettim. Para cazip geliyordu, acil ek ücret ekleniyor, müşteri memnun kalıyor diye düşünüyordum. Ama bir sabah, üç gecelik sıkışık çalışmanın ardından teslim ettiğim çeviriye geri döndüğümde kalitesiz olduğunu fark ettim. Gözlerim yanıyordu, beynim çalışmıyordu, kelimeler birbirine giriyordu. Müşteri şikâyet etmedi ama ben bildim. O günden bu yana acil çeviri talebini değerlendirmek için kendi kriterlerimi geliştirdim. Metnin uzunluğu ve niteliği nedir? Konu alanım mı? Gerçekten dinlenmiş miyim? Bu soruların cevapları 'evet' olduğunda kabul ediyorum. Değilse, dürüst bir şekilde 'en erken şu saatte teslim edebilirim' diyorum. Freelance çevirmenlikte sınır koymak başta zor geliyor. 'Hayır' demek iş kaybetmek gibi hissettiriyor. Ama zamanla anladım: kalitesiz acil çeviri talebi karşılamak, uzun vadede çok daha fazla şey kaybettiriyor. Müşteri güveni, kişisel itibar, en önemlisi sağlık. O gece gece 3'teki mesaja şöyle yanıt verdim: 'Sabah 10'da teslim edebilirim, ilk 2.000 kelimeyi sabah 8'de paylaşabilirim.' Müşteri kabul etti. Ben de üç saat uyudum, dingin kafayla çalıştım ve hem kendimden hem de sonuçtan memnun ayrıldım. Acil çeviri talebi her zaman ya hemen evet ya hemen hayır demek zorunda değil. Bazen en iyi yanıt, ikisi arasındaki o mümkün olan en iyi seçenek.