Seyirciden oyuncuya geçiş dönüşüm gibi hissettiriyor ama aslında bir bakış açısı meselesi. On yıl boyunca tiyatroya seyirci olarak gittim. Aynı binaların önünden geçtim, sahneyi hep karşıdan izledim. Şimdi o sahnenin üzerindeyim. Seyirciden oyuncuya geçişi yaşayınca ilk şaşırdığım şey sahnenin büyüklüğüydü. Salonu karşıdan küçük görürsünüz. Sahneye çıkınca geniş hissettiriyor, boşluk açılıyor. O boşluğu doldurmak sizin işiniz. İkinci şaşkınlık ışıklar. Seyirci olarak sahneyi aydınlanmış görürsünüz. Sahneye çıkınca ışıklar gözünüze vurur ve seyirciyi göremezsiniz. Seyirciden oyuncuya geçişin en tuhaf kısmı bu: artık o karanlık tarafta değilsinizdir. On yıllık seyircilik bana iyi oyun izleme gözü kazandırdı. Oyuncu olduğumda bu birikim değerli oldu. Sahnede duruşumu, ritim tutmayı, partnerimi dinlemeyi seyirciden öğrenmiştim aslında; farkında değildim. Ama seyirciden oyuncuya geçişin en zor yanı beklenti boşluğu. On yıl boyunca sahnede çok iyi insanlar izledim. Kendi sahne performansımla yüz yüze gelmek alçakgönüllü edici. Şimdi tiyatroya seyirci olarak gittiğimde farklı bakıyorum: sahneyi, ışığı, boşluğu görüyorum. Bu gözle izlemek oyunu zenginleştiriyor. Seyirciden oyuncuya geçiş, gidiş yönlü değil. İkisi birlikte devam ediyor.