Pamukkale Hierapolis ziyareti listemdeydi, ama hep erteledim. Zaten biliyorum, zaten fotoğraf gördüm dedim yıllarca. Bir arkadaşla yola çıkınca gittik; gidince anladım ertelememenin gerekirdiğini. Pamukkale travertenlerini geçip Hierapolis antik kentine çıktığınızda boyut değişiyor. Aşağıdaki beyaz kaskadlar güzel ama burada başka bir şey var. Roma döneminden kalma sokaklar, sütunlar, mezarlıklar. Ayağın altında iki bin yıl var. Pamukkale Hierapolis ziyaretinde rehberler antik Roma hamamlarının yapısını anlattı. Hypocaust sistemi, zemin altındaki ısıtma, sosyal işlevi. Roma'da hamam bir yıkanma yeri değil, toplumsal buluşmaydı; tartışmalar, ticaret, siyaset, hepsi oradan dönerdi. Bu bilgiyi duyunca ayaktaki taşların başka bir anlamı oldu. Termal suyun hâlâ aktığı bölgeye indiğimizde elimi daldırdım; ılık. Binlerce yıldır bu su akıyor. Benden önce başka insanlar da elini daldırdı bu suya, başka ritüeller yaptı, başka düşünceler taşıdı. Pamukkale Hierapolis ziyaretinin beni en çok dönüştürdüğü şey zaman algısı oldu. İki bin yıl rakam olarak biliyordum. Ama sütunun taban taşına elimle dokunduğumda bu rakam beden bilgisine dönüştü. Taşın yüzeyi çok farklıydı; kazınmış, düzleşmiş, milyonlarca el değmiş. Dönüşte o taşların fotoğraflarına bakıyorum arada; zaman kavramını hatırlatıyor bana. Pamukkale Hierapolis ziyareti geçmişle o dokunma anını bana verdi.