Jüpiter uyduları gözlemi yapmak aklıma bile gelmemişti o geceye kadar. Hedefim Jüpiter'in bulutlarını görmekti. Teleskopu Jüpiter'e yönelttim. Parlak bir disk, beklendiği gibi. Yakından baktım: renk bantları var mıydı? Hafifçe fark ediliyordu. Ama gözümün köşesine başka şeyler takıldı. Jüpiter'in yanında sıralanmış dört küçük nokta vardı. Yıldız mıydı bunlar? Ama geri kalanlardan farklıydı, düzgün bir hat üzerinde, gezegene yakın, ikisi solda, ikisi sağda. Jüpiter uyduları gözlemi yaptığımı o an anladım. Galileo'nun 1610'da gördüklerini, arka bahçemde görüyordum. Io, Europa, Ganymede, Callisto, dört Galilean uydu. Küçük noktalar, ama gerçek dünyalar. Heyecanla içeri girdim, haritaları açtım. O geceye ait simülasyon programında Jüpiter'in uydu pozisyonlarına baktım. Eşleştim. Solda Io ve Europa, sağda Ganymede ve Callisto. Tam tamına uyuyordu. Jüpiter uyduları gözleminin ardından o gece uyuyamadım. Kafam durduramıyordu. Europa'nın buz kabuğunun altında okyanus olduğunu biliyordum. O noktaya baktığımda, milyarlarca kilometre ötedeki bir okyanusu hayal ettim. Sabah 3'te hâlâ balkondaydım. Jüpiter batıya kaymış, ufka yaklaşmıştı. Teleskopu kapattım ama gözlerimi bir süre daha açık tuttum. Gökyüzü boş değildi artık, her parlak nokta bir hikâye içeriyordu.