Yabancı Camus okuma deneyimim bir tavsiyeyle başladı. Üniversitede felsefe hocam listede onu vermişti. "Kısa, kolay okunur, düşündürür" demişti. İki gün içinde bitirdim. Kolay okundu. Ama düşündürmeye hâlâ devam ediyor. Kitabın ilk cümlesi sarsıcıydı. Bugün annem öldü. Ya da dün, tam emin değilim. Böyle başlayan bir roman. Ben bunu okuduğumda sayfayı kapattım, tekrar açtım. Tekrar okudum. Bu nasıl başlangıç? Yabancı Camus okuma deneyiminde Meursault beni hem itti hem çekti. Karakterin soğukluğu, duygusuzluğu, anlam arayışından vazgeçişi rahatsız ediciydi. Ama aynı zamanda içinde bir şeyler yankı uyandırdı. Hiçbir zaman itiraf edemeyeceğim türden bir yankı. Kitabı bitirince not defterime birkaç şey yazdım. "Anlam yaratmak zorunda mıyım?" ve "Meursault neden özgür hissettiriyor?". Bu sorular beni haftalarca takip etti. Felsefe hocama döndüm. Absürdizmi anlattı. Camus'nün düşüncesini. Bu okuma tecrübesinin zemin altında ne olduğunu daha iyi anladım. Yabancı Camus okuma deneyimi şunu yaptı: bazı sorular sormama izin verdi. Anlamsızlık, seçim, başkasının gözündeki yabancılık. Türkçe edebiyatta bu kadar sade ve doğrudan işlenen temalar o dönemde elime geçmemişti. O kitaptan bu yana Camus'yü okumaya devam ediyorum. Ama ilk adım olarak Yabancı, hâlâ en güçlü olanı.