On yıl önce çevirmenlik kariyerime başladığımda, iyi çevirinin sadece iki dili iyi bilmek olduğunu sanıyordum. Bu, benim o dönemdeki en büyük yanılgımdı. Çevirmenlik kariyer derslerinin ilki bana acı geldi. İlk ciddi sözleşmem bir hukuk firmasıydı. Metni verdiler, teslim tarihi üç gün sonrası. Çevirdim, gönderdim. Müşterinin geri dönüşü şöyle oldu: "Bu çeviri teknik açıdan doğru ama hukuki geçerliliği yok. Bazı terimleri yanlış bağlamda kullandınız." O gün anladım ki çevirmenlik kariyer derslerinin merkezinde "bağlam" var. Kelime doğru olabilir, ama alandaki karşılığı bambaşka bir şey ifade edebilir. Hukuk metni, tıp metni, mühendislik raporu, hepsi kendi içinde ayrı bir dil konuşur. İkinci büyük dersim, müşteri ilişkileriyle geldi. Altıncı yılımda uzun vadeli bir müşteri kazandım. Yıllarca birlikte çalıştık. Bir gün, benden memnun olmadıklarını ama bunu söyleyemediklerini öğrendim. Ben de onlardan tam olarak ne istediklerini sormaktan kaçınıyordum, anlaşmazlık çıkar diye. O ilişki bir gün sessizce bitti. O günden sonra her yeni müşteriye şunu soruyorum: "Tonunuz nasıl olsun? Resmi mi, samimi mi? Kısa cümleler mi, uzun paragraflar mı?" Bu sorular çevirmenlik kariyer derslerim arasında en pratik olanıdır. Üçüncü ders, reddetmeyi öğrenmekle geldi. Beşinci yılımda her işi kabul ediyordum. Bir gün Çince-Türkçe çeviri teklifi geldi. Temel Çincem vardı ama sözleşme gibi kritik bir metin için yeterliydi mi? Değildi. Yine de kabul ettim. Teslim ettiğimde kalite çok düşüktü, müşteri fark etti, ben fark ettim, özür diledim. Çevirmenlik kariyerinde "hayır" demek, bazen en iyi evet'ten daha değerlidir. Alanını bil, sınırını bil. Onuncu yılımda baktığımda, bu derslerin her birinin beni hem daha iyi bir çevirmen hem de daha dürüst bir insan yaptığını görüyorum.