İlk 3D yazıcı deneyimi diye bir şey anlatsam, çoğu kişi "ne harika!" der. Ben ise ilk haftayı hatırladığımda biraz utanıyorum. Kutusunu açtım, sıradan bir montaj gibi düşündüm, bir-iki saatte bitirir basarım dedim. Sekiz saat sonra hâlâ montajdaydım ve YouTube'da "neden yazdırma başlamıyor" diye arıyordum. Cihazın montajı aslında zor değildi. Parçalar belliydi, rehber vardı. Ama her vidayı doğru sıkılıkta çekmeyi, rayları tam dik kurmayı, Z eksenini milimetrik hizalamayı kimse bana söylememişti. Ben de sıkıyorum çekiyorum geçiyorum diye ilerledim. Montaj bitti, fişi taktım, ilk yazdırmaya başladım. Nozül yataktan üç milimetre yukarıda geziyordu. Hiçbir şey yapışmıyordu. Filaman havada çizgiler bırakıp döküyordu zemine. "Yatak seviyeleme" diye bir şey varmış, öğrendim. Saatler sürdü onu ayarlamak. İkinci gün yatak seviyesi tamam, ilk katman güzel yapıştı. Beşinci kattan sonra filaman birbirine girmedi, nozülün üstüne yığıldı. Bunun nedeni sıcaklık ayarıydı. Kullandığım filaman tipine göre doğru sıcaklık aralığını bulmam gerekiyordu. Deneme yanılmayla buldum. İlk 3D yazıcı deneyimimin üçüncü gününde küçük bir küp yazdırmayı başardım. Tam anlamıyla işe yarar bir küp. Elime aldım, baktım ve inanılmaz bir his yaşadım. Dün hiçbir şey yoktu, şimdi elimde somut bir nesne vardı. O küp hâlâ masaüstümde duruyor. Bir hafta içinde öğrendiklerim: Her filaman tipi farklı sıcaklık ve hız istiyor. Yatak yüzeyi materyali kaliteyi doğrudan etkiliyor. Dilim yazılımındaki destek yapıları, karmaşık şekillerin başarılı çıkmasını belirliyor. Ve en önemlisi: sabır, bu işin en kritik parçası. Şimdi yazdırma süresini izlemeyi seviyorum. Bazen birkaç saatlik uzun baskılar yapıyorum. Baskı biterken o son katmanı beklemek garip bir tatmin veriyor. İlk 3D yazıcı deneyiminin bana kattığı şey sadece teknik bilgi değil; sorun çözme sürecine yaklaşım biçimim de değişti. Artık bir şey çalışmadığında sinirlenip bırakmak yerine, sistemin hangi parçasının sorunlu olduğunu araştırmaya başlıyorum.