İklim bilimi, uzun vadeli atmosfer ve okyanus dinamiklerini modellemek için son derece karmaşık araçlar kullanıyor. Bu modeller zaman içinde rafine edildi, gözlem verileriyle doğrulandı ve iklim sistemine dair anlayışımızı derinleştirdi. Ama iklim modeli belirsizlik iletişimi söz konusu olduğunda, bilimsel topluluğun kamuoyuyla kurduğu ilişki bazı önemli gerilimler taşıyor. Modeller güçlüdür; ama belirsizlik içerirler. Küresel sıcaklık artışına ilişkin projeksiyonların geniş aralıklarda sunulmasının nedeni tam da budur. Farklı senaryolar, farklı emisyon yolları ve farklı iklim duyarlılığı tahminleri birbirinden önemli ölçüde ayrışan gelecekler üretir. Bu belirsizlik bilimsel zayıflığın değil, karmaşık bir sistemin doğrusal olmayan davranışını tahmin etmenin epistemik bir sınırının ifadesidir. İklim modeli belirsizlik iletişimindeki sorun, bu nüansın medyadan kamuoyuna nasıl taşındığında ortaya çıkıyor. "Bilim şöyle söylüyor" başlığı altında sunulan haberler, çoğunlukla projeksiyonların en kötümser uç noktasını kesin bir öngörü gibi yansıtıyor. Bir yanda gerçek bilimsel belirsizlikler; öte yanda bu belirsizliklerin yer almadığı kamuoyu iletişimi. Bu durumun iki olumsuz sonucu var. Birincisi, gerçekçi olmayan beklentiler yaratılıyor. Öngörülen tarihte beklenen felaket gerçekleşmediğinde ya da bir değişken tahmin edilenden farklı seyrettiğinde, iklim bilimine duyulan güven sarsılıyor. İkincisi, iklim değişikliğini reddeden kesimlere materyal sağlanıyor: belirsizliğin var olduğu keşfedildiğinde bu, bütün bilimsel konsensüsü çürütme çabası için araçsallaştırılabiliyor. Alternatif bir iletişim yaklaşımı şunu sormayı gerektirir: belirsizliği açıkça kabul etmek, iklim eylemini zayıflatır mı? Pek çok araştırmacı ve iletişimci bu soruya olumsuz yanıt veriyor. Belirsizliği dürüstçe paylaşmak, güveni artırabilir ve bilimsel muhakemeyi kamuoyunda daha iyi anlatan bir zemin oluşturabilir.