Standart eğitim tek tip öğrenci eleştirisi, eğitim sisteminin temel felsefi sorusuna yöneliyor: okul ne için var? Bireylerin farklı potansiyellerini açığa çıkarmak için mi, yoksa toplumun ihtiyaç duyduğu standart yetkinlikleri aşılamak için mi? Bu soru cevapsız bırakıldığında sistem ikisini de yeterince yapamaz hale geliyor. Standart eğitim tek tip öğrenci eleştirisi somut bulgulara dayanıyor. Oturma düzeni, ders saatleri, sınav formatları ve müfredatın içeriği büyük ölçüde ülkeden ülkeye ve hatta on yıldan on yıla az değişiyor. Bu standartlaşmanın bir kısmı anlaşılır: eğitimde eşit bir zemin yakalamak, belirli temel bilgilerin aktarılmasını garanti etmek meşru hedefler. Ama standartlaşma kendi içinde bir amaç haline geldiğinde öğrencinin bireysel gelişimi ikinci plana atılıyor. Howard Gardner'ın çoklu zeka teorisi akademik çevrelerde tartışmalı olmaya devam etse de işaret ettiği sezgi önemli: farklı insanlar farklı alanlarda öne çıkıyor ve bu farkları tek bir ölçekle sıralamak eksik bir resim üretiyor. Standart test puanları zeka ve yeteneğin yalnızca belirli bir boyutunu yakalıyor; sözel ve sayısal muhakemeyi güçlü ölçerken pratik zeka, sosyal zeka ya da sanatsal ifadeyi büyük ölçüde görünmez kılıyor. Eleştirinin karmaşıklaştığı yer şurası: standartlaşmanın tamamen kaldırılması da ayrı sorunlar yaratıyor. Müfredatın tamamen bireyselleştirilmesi hangi bilgi ve becerilerin zorunlu olduğuna dair kolektif bir uzlaşmayı gerektiriyor. Üstelik öğretmenler onlarca farklı bireyselleştirilmiş öğrenme planını aynı anda uygulayacak kaynağa nadiren sahip. Standart eğitim tek tip öğrenci eleştirisi için önerilen çözümler genellikle iki uç arasında sıkışıp kalıyor. Dengeli bir yaklaşım, temel yetkinlikleri garanti eden ama aynı zamanda bireysel ilgi, tempo ve derinliğe alan açan yapılar kurmayı gerektiriyor. Bunu yapmak mümkün; ama bunun için kaynaklar, öğretmen özerkliği ve değerlendirme sistemlerinin dönüşümü birlikte ele alınmalı.