Sekizinci sınıfta öğretmenim bana dönerek "sen bu konuyu hiçbir zaman anlamayacaksın" dedi. Sınıf güldü. Ben bir şey hissetmedim o an, ya da hissetmemek için çok uğraştım. Ama o cümle bir yere yazıldı. Başarısız öğrenci hikayem o günden çok önce başlamıştı. İlkokuldayken okuma güçlüğüm olduğunu kimse bilmiyordu, ben dahil. Sadece çok yavaş okuduğumu, yazılı sınavlarda sürekli zaman dolduğunu biliyordum. Testlerde son sorulara hiç ulaşamazdım. Öğretmenler beni "dikkatsiz" ve "tembel" olarak nitelendirdi. Başarısız öğrenci hikayesi olan insanların çoğu sisteme kızar. Ben kızdım, ama daha çok kendime. "Aptalım" inancı okulun içine öyle işledi ki her yeni derste baştan yenilgiyle başlardım. Kırılma noktam üniversite öncesi bir hazırlık kursundaydı. Bir öğretmen beni ayrı tuttu ve "sen anlamıyorsun ama bunun sebebin anlatım biçimi" dedi. İlk kez başka bir açıklama duydum. Yöntem değişince sonuç değişti. Sınav notlarım üç ayda dramatik biçimde yükseldi. Başarısız öğrenci hikayesinin ilginç yanı şu: o dönemdeki başarısızlıklarım beni başka şeyler öğretti. Bir şeyi anlamadığımda pes etmeden nasıl farklı açılardan sormayı öğrendim. Yavaş kavramak zorunda kaldığım için kavradığımda daha sağlam kavradım. Şimdi biri zor öğreniyor dediğinde ilk düşüncem şu: belki henüz doğru yöntemle karşılaşmadı. Öğretmemin yanlış çıktı, ama sınıf o an gülmüştü.