AVM mimarisi kentsel tahribat konusu, mekânsal kalkınma tartışmalarında hak ettiği yeri bulmakta gecikiyor. Alışveriş merkezleri ekonomik açıdan cazip görünebilir; ancak şehrin kamusal yaşamını nasıl çökerttiği giderek daha net ortaya çıkmaktadır. AVM mimarisi kentsel tahribatın en belirgin biçimi, arazi kullanım modelini kökten değiştirmesidir. Devasa yapılar, trafiği çevreden keserek izole bir adacık gibi konumlanır. Çevresindeki cadde esnafı müşteri kaybeder; tarihi çarşılar boşalır; yayaya ait sokak hayatı kurur. Pek çok şehirde 1990'lardan bu yana yaşanan küçük esnaf erimesinin doğrudan bir nedeni, AVM'lerin yarattığı bu emme etkisidir. Açık kentsel alanların yerini klimalı, yapay aydınlatmalı ve tamamen ticarileşmiş iç mekânların alması da bir kayıptır. Kamusal mekân olmaktan çıkan ama kamusal mekân işlevi gördüğü sanılan bu alanlar, gerçek anlamda kolektif hayatın inşasına katkıda bulunmaz. Giriş yasağı koyabilirler; saatlerini kısıtlayabilirler. Gerçek bir meydan, böyle bir iktidara sahip değildir. Mimari açıdan da AVM'lerin büyük bölümü şehirle zayıf bir diyalog kurmaktadır. Zemin katta duvarla çevrili arabahane girişleri, yayaya kapalı cepheler ve büyük ölçekli reklam panoları, kentsel dokuyu parçalamaktadır. Bu sorunun üstesinden gelmek için yeni AVM projelerinde karma kullanımlı zorunluluklar, aktif cephe gereklilikleri ve ulaşım bağlantısı şartları hayata geçirilebilir. Avrupa şehirlerinde benimsenen bu yaklaşım, ticaretle kent yaşamını karşı karşıya getirmeden bir arada var edilebileceğini kanıtlamıştır.