Bilginin temeline dair yürütülen tartışmada Descartes cogito Hume şüphecilik karşıtlığı, felsefe tarihinin en verimli gerilimlerinden birini oluşturur. Her iki düşünür de şüpheden başlar; ama biri oradan kesin temeller inşa ederken diğeri şüpheyi kalıcı bir durum olarak kabul eder. Descartes, kesin bilgiye ulaşmak için metodolojik şüpheyi bir araç olarak kullanır. Duyu verilerini, dış dünyayı, hatta matematiği bile şüpheye tabi tutar. Sahte bir tanrının onu yanıltıyor olabileceğini bile düşünür. Ama tüm bu şüphe sürecinde bir şey ortaya çıkar: Şüphe etmek düşünmektir ve düşünmek bir "ben"in varlığını kanıtlar. "Düşünüyorum, öyleyse varım", Cogito ergo sum. Bu nokta kesindir, sorgulanamaz. Descartes buradan Tanrı'nın varlığını ve dış dünyanın gerçekliğini tesis etmeye çalışır; akılcı bir zemin inşa eder. Hume ise Descartes cogito Hume şüphecilik tartışmasında çok farklı bir yol izler. Ona göre tüm bilgi deneyimden gelir ve deneyim algılardan oluşur. Peki bu algıların ardında kalıcı bir "ben" ya da zorunlu bir nedensellik bağı var mıdır? Hume'a göre hayır. "Beni" arayan biri kendi zihnine baktığında sürekli değişen algı ve izlenimlerin akışını görür; sabit bir özne bulamaz. "Ben" kavramı, alışkanlığın yarattığı bir kurgudur. Nedensellik konusunda ayrışma özellikle keskindir. Descartes için nedensellik, akıl yoluyla kavranabilecek zorunlu bir bağdır. Hume ise meşhur nedensellik eleştirisiyle bu zemini sarsar: Bir bilardo topunun diğerine çarpıp onu hareket ettirdiğini gördüğümüzde, zihnimizin gördüğü şey sadece bir ardışıklıktır; zorunlu bağ değil. Nedensellik inancı, alışkanlığın bir ürünüdür. Her iki yaklaşımın güçlü yanlarına bakıldığında Descartes'ın sistemi, bilgiye kesin bir temel arama çabasıyla matematik ve doğa bilimlerinin gelişimine zemin hazırlamıştır. Rasyonalizm, soyut akıl yürütmeyle kavranabilir gerçeklerin var olduğunu iddia eder ve bu iddia bilim felsefesini derinden besler. Hume'un gücü ise sağlam görünen her varsayımı sorgulamasındadır. Nedensellik eleştirisi, Kant'ı "dogmatik uykusundan uyandırmış" ve modern bilim felsefesinin temellerini atmıştır. Empirizm, teorileri deneyimle test etme disiplinini ön plana çıkarır. Zayıf yanlarına gelindiğinde Descartes'ın sistemi, akıldan bağımsız bir dış dünyayı tesis etmek için Tanrı'ya başvurmasıyla eleştirilir; bu döngüsel bir argüman riskini taşır. Hume'un tutarlı şüpheciliği ise paradoksaldır: Eğer hiçbir şeyi bilemiyorsak, bu önermenin kendisi de bilinemez. Descartes cogito Hume şüphecilik çatışması, bugün de bilgi teorisinin merkezinde durur. Bir şeyi gerçekten bilip bilmediğimizi soran her tartışma, kaçınılmaz olarak bu iki kutuptan birini ya da ikisini de devreye sokar.