Napoli pizza deneyimim için büyük beklentilerle gitmiştim. Ama asıl sürprizi büyük yerde değil, küçük ve salaş bir yerde yaşadım. Ünlü yerlerin listesini çıkarmıştım. Sıra beklemeye hazırdım. İlk gün o listenin en popülerine gittim, bir saat bekledim, içeriye girdim. Pizza güzeldi ama beklentimin altında kaldı. Belki beklenti sorunuydu. İkinci gün arka sokaklarda dolaşırken küçük bir dükkânın önünden geçtim. Cam arkasında hamur açılıyordu. İçeride beş masa, duvarlar yağlıydı, menü yoktu. Girdim. Napoli pizza deneyiminin en güzelini orada yaşayacağımı bilmiyordum. İtalyanca bilmiyorum. Ellerimle anlattım: bir pizza, margarita. Adam başını salladı. On dakika sonra önüme geldi. Napoli pizza deneyiminin o anını tarif etmek isterim: kabuk nefes alır gibi kabarıktı, kenarları hafif yanmıştı, ortası ıslak değil ama yumuşaktı. Domates yoğundu, peynir az ama doğruydu. Bir dilim kestim. Ağzımda o an bir şey açıldı. Adama baktım ve "bravo" dedim. Türkçe de İtalyanca da aynı kelime. Güldü. Napoli pizza deneyimi bana gösterdi ki en iyi anlar genellikle planlanmamış anlardır. Listede olmayan yerde, sırasız, salaş bir masada yaşandı. Büyük beklentinin ağırlığını taşımıyordu, sadece o an vardı. Napoli'den dönerken o küçük dükkânın adını bile bilmiyordum. Ama tat hâlâ aklımda.