Satış yaparken pazarlamayı hep biraz küçümsedim. "Onlar strateji konuşur, biz sonuç üretiriz" derdim içimden. Satıştan pazarlamaya kariyer geçişi yapana kadar bu yargı sağlamca yerinde durdu. Satıştan pazarlamaya kariyer geçişi benim için kendi kararımdı. Sahadaki müşteri görüşmelerinin beni tükettiğini, daha büyük bir tabloya katkı yapmak istediğimi fark ettim. Pazarlama bu tablonun içindeydi. İlk haftadan itibaren bir şey şaşırtıcı geldi: toplantılar. Satışta toplantı az, aksiyon çoktu. Pazarlamada toplantı çok, karar süreci uzundu. Bunun neden böyle olduğunu anlamam birkaç ay sürdü, pazarlamadaki kararlar çok sayıda paydaşı etkiliyor, çapraz departman onayı gerektiriyor. Satıştan pazarlamaya kariyer geçişinin en zorlu kısmı metrik anlayışındaki fark oldu. Satışta başarı netti: kaç tane kapattın? Pazarlamada başarı uzun vadeli, dolaylı ve tanımlamak için müzakere gerektiriyordu. Bu belirsizlik başta beni bunalttı. Altı ay sonunda ne kazandım? Büyük tabloyu görmek. Müşterinin satın almadan önceki yolculuğu, marka algısının satışa etkisi, kanalların birbirine bağlandığı nokta. Bunlar sahadayken göremediğim şeylerdi. Satıştan pazarlamaya kariyer geçişi bana şunu öğretti: iki rol birbirini besliyor. Sahadan gelen biri pazarlamaya gerçekçilik, pazarlamanın bakışı sahaya strateji katıyor. Şimdi iki gözle görüyorum.