Çocukta dil edinimi teorileri, dil öğreniminin içsel bir donanımdan mı yoksa çevresel koşullanmadan mı beslendiği sorusu etrafında şekillenir. Doğuştancı yaklaşım, evrensel dil bilgisinin (Universal Grammar) beyinde genetik olarak kodlanmış olduğunu savunur; bu görüşe göre çocuklar herhangi bir dilin yüzeysel yapısını aşan, evrensel dilbilgisel ilkelere doğuştan erişim hakkına sahiptir. Dil ediniminin kritik dönem hipoteziyle desteklenen bu görüş, anadil ediniminin yalnızca erken yaşlarda tam anlamıyla tamamlanabilmesini açıklar. Davranışçı çerçeve ise dil edinimini uyaran-tepki zinciri ve pekiştirme mekanizmasıyla açıklar. Bu yaklaşımda çocuğun çevresinden aldığı dilsel girdi, taklit ve seçici pekiştirme yoluyla dil davranışını şekillendirir. Sözel davranış üzerine inşa edilen bu model, dilin sosyal bir beceri olarak kazanıldığını ön plana çıkarır. Çocukta dil edinimi teorileri arasındaki ampirik ayrışma özellikle aşırı genelleme hatalarında belirginleşir. Çocukların "gittim" yerine "gidedim" gibi düzenli çekim kalıplarını kurala aykırı fiillere yanlış uygulaması, basit taklit mekanizmasıyla açıklanamaz; aksine çocuğun kural soyutlama kapasitesine sahip olduğunun kanıtı olarak yorumlanır. Usefulness açısından her iki yaklaşım da günümüzdeki dil edinimi araştırmalarına katkı sunar: Doğuştancı perspektif nörobilişsel yapıyı, davranışçı perspektif ise sosyal-etkileşimsel bağlamı aydınlatır. Bağlantısalcılık (connectionism) gibi daha güncel modeller ise bu iki eksenin istatistiksel öğrenme mekanizmalarıyla nasıl bütünleştirilebileceğini araştırmaktadır.