Kaliteli kumaş seçimi konusunda farkındalığım, biraz geç geldi. Kumaşçıya uzun süredir gidiyordum; ucuz, işe yarayan, desenli, yeterli. Bir gün bir arkadaşım beni kendi gittiği yere götürdü. Raflarda bambaşka dokular vardı. İlk dokunuşta farkı hissettim. Kaliteli kumaş seçimi yaparken kumaş elden düşmüyor; hem ağırlık hem de sıkılık var. Ucuz kumaşta parmak izi bile düşüyor bazen. Bu basit testin ne kadar belirleyici olduğunu o gün öğrendim. Aldığım kumaşla diktirdiğim bluzu ilk giydiğimde dikkat ettiğim yedi şey şunlardı: Birincisi, yıkamadan sonra biçim bozulmadı. İkincisi, renk atmadı. Üçüncüsü, ütü daha kolay aldı. Dördüncüsü, tenime temas farklıydı; sert değil, yumuşak ama sarkık değil. Beşincisi, dikim yerleri pürüzsüz duruyordu, kumaş şekle direnç göstermedi. Altıncısı, ışıkta görüntüsü değişmedi; parlamamaydı. Yedincisi, gün sonunda kıyafet hâlâ tazeydi; toplanmamıştı. Kaliteli kumaş seçimi aynı zamanda ekonomik bir tercih. Ucuz kumaştan yaptırdığım kıyafetler bir iki yılda bitti. Bu kumaştan diktirdiğim bluz üç yıldır gardırobumun temel parçalarından biri. Bir sonraki alışverişimde bir şeyi sordum: kumaşın içeriği ne? İşte bu soruyu sormayı öğrenmek, kaliteli kumaş seçiminde ilk gerçek adım. Sentetik içerik ne kadar yüksekse, kumaşın performansı o kadar değişken oluyor. Artık her kumaş almadan önce dokunuyor, ışığa tutuyorum ve içeriğini okuyorum. Küçük alışkanlıklar, büyük fark yaratıyor.