Meditasyon uygulamaları, retreat paketleri, sertifika programları, farkındalık günlükleri, nefes egzersizi kursları... Mindfulness endüstrisi eleştirisi yapmadan önce bir gerçeği kabul etmek gerekiyor: farkındalık pratiği işe yarıyor. Nöropsikoloji araştırmaları, düzenli meditasyonun stres azaltımı, dikkat kapasitesi ve duygusal düzenleme üzerindeki etkilerini defalarca doğruladı. Ama asıl mesele şu: Bu etkili pratiğin etrafında inşa edilen sektör, artık pratiğin kendisinden daha büyük hale geldi. Ve mindfulness endüstrisi eleştirisi tam da bu noktada meşruiyet kazanıyor. Batı'ya taşınan farkındalık pratiği, orijinal bağlamından soyutlandı. Budist geleneğinde meditasyon, bireysel performans artırmak için değil, varoluşsal acıyı anlamak ve toplulukla bağ kurmak için yapılırdı. Bugün satılan versiyon ise aksine kişisel verimlilik aracına dönüştü: daha iyi uyumak, daha çok odaklanmak, daha az stres altında çalışmak için. Bireysel çıktı maksimizasyonu, geleneğin özünü tersine çevirdi. Daha da sorunlu olan nokta şu: Mindfulness, çalışma hayatının yapısal sorunlarının bireysel çözümüymüş gibi sunuluyor. Şirketler çalışanlarına meditasyon uygulaması aboneliği hediye ediyor; ama iş yükünü, patronluk dinamiklerini ya da tükenmişliğe zemin hazırlayan kültürü değiştirmiyor. Stres, bireysel başarısızlık olarak yeniden çerçeveleniyor. Mindfulness endüstrisi eleştirisi bu nedenle aslında daha geniş bir toplumsal soruya bağlanıyor. Pratiğin kendisi değerli. Ücretli bir uygulama ya da pahalı bir retreat olmadan da nefese odaklanmak, bedeni dinlemek, anda kalmak mümkün. Asıl eleştiri farkındalığa değil, onun etrafında örülen tüketim döngüsüne yönelik.