İlk sanat sergisi deneyimim umduğum gibi gitmedi. Aylar boyunca hazırlandım; tablolar seçtim, çerçevelettim, mekanı düzenledim, davetiye gönderdim. O gecenin nasıl olacağını defalarca hayal ettim. İlk sanat sergisi deneyiminin gerçeği şuydu: Mekana üç kişi geldi. Birisi yanlışlıkla girdi, bir kez baktı, çıktı. İkincisi arkadaşımdı, zaten geleceğini biliyordum. Üçüncüsü benim hiç tanımadığım yaşlı bir adamdı; her tablonun önünde uzun süre durdu, hiçbir şey söylemedi, kapıdan çıkarken "güzel" dedi. O gece mekanda oturdum, tablolara baktım. Beklediğim o kutlama, o kalabalık, o ilgi yoktu. Üzüldüm, inkâr etmiyorum. Ama o sessiz gecede tablolarımı farklı bir gözle gördüm. İzleyici yokken sadece ben ve işlerim vardı. O sessizlikte ne yaptığımı, neden yaptığımı düşündüm. İlk sanat sergisi deneyiminden sonraki gün bir şey değişmişti içimde. Dışarıdan onay olmadan da o tablolar oradaydı; var olmuşlardı. Bu önemliydi. Serginin başarısızlığı tabloların başarısızlığı değildi; tanıtım, zamanlama, mekan seçimi gibi etkenler belirleyiciydi. Pratik öğrendiklerim: İlk sergi için duyuru tek kanala bırakılmamalı. Sosyal medya, yerel etkinlik sayfaları, kafe-kütüphane gibi mekanlarla iş birliği fark yaratıyor. Bir de tarih seçimi önemli; ben yanlış bir haftayı seçmişim, şehirde başka büyük etkinlikler vardı o gün.