Onu ilk gördüğümde apartman girişinde bekliyordu. Küçük, kirli, biraz topallıyordu. Beslemeye başladım, önce her gün kapının önüne mama koyarak. Sokak kedisi eve alımı hiç planlamadığım bir sürecin başlangıcıydı. Üçüncü haftada kapıyı açık bıraktım. İçeri girmedi. Dördüncü haftada eşiği geçip bir adım attı, baktı ve geri çıktı. Beni defalarca reddeden bir kediyle uğraşıyordum. Sonra bir gün yağmur yağdı. Kapıyı açtım, baktı ve içeri girdi. Doğruca radyatörün yanına gitti ve yüzünü yıkamaya başladı. Sanki hep orada yaşıyormuş gibi. Sokak kedisi eve alımı deneyimim böyle başladı; onun zamanlamasıyla, benim hazırlığımla değil. Veterinere götürdüm. Beklediğimden daha sağlıklıydı ama aşıları eksikti, tüyleri içinde küçük sorunlar vardı. İki ziyaret ve birkaç ilaçla düzeldi. Ama asıl zorluk tıbbi değil, psikolojikti. Evde her gece bir yere saklanıyordu. Koltukların altını, dolap arkasını kullandı. Sesli şeylere hâlâ çok tepki veriyordu; çamaşır makinesinin dönüşüne bile saklanıyordu. Sokak kedisinin zamanla daha az tetikte olduğunu hissetmek için birkaç ay gerekti. O günden bu yana altı ay oldu. Artık kapı çalındığında saklanmıyor, sadece uzaklaşıyor. Geceleri koltuğun köşesine yatıyor. Kimi zaman kucağıma geliyor, kimi zaman sadece yakınımda oturuyor. Sokak kedisi eve alımı sabır isteyen, kolay olmayan ama çok anlamlı bir deneyim oldu. Şimdi onun her küçük güven adımını bir kazanım gibi yaşıyorum.