1927 yılında yayımlanan Heidegger Varlık ve Zaman eseri, yüzüncü yıl dönümünde dünya genelinde sempozyumlar, yeni çeviriler ve yeniden değerlendirme çalışmalarıyla anıldı. Yirminci yüzyıl felsefesinin seyrini derinden etkileyen bu yapıt, varoluşçuluktan hermenötiğe, fenomenolojiden feminist felsefeye uzanan geniş bir coğrafyada yankılanmaya devam ediyor. Heidegger Varlık ve Zaman'ın felsefe tarihindeki konumu, hem muazzam mirası hem de yazarının Nazi dönemine katılımıyla çetrefilli bir nitelik taşıyor. Yüzüncü yıl etkinliklerinde bu ikili miras eleştirel bir tutumla ele alındı. Bazı akademisyenler, eserin felsefi değeriyle yazarının siyasi tercihlerini birbirinden kopararak değerlendirmenin mümkün olup olmadığını tartışmaya açtı. Türkiye'de de Heidegger Varlık ve Zaman'ın kabulü özgün bir süreç izledi. Eserin Türkçeye kazandırılması, Türk felsefe akademyasında varoluş, zaman ve anlam üzerine yürütülen tartışmalara canlılık kattı. Türk üniversitelerinde Heidegger'i merkeze alan lisans ve lisansüstü tezlerin sayısının son on yılda belirgin biçimde arttığı bildiriliyor. Yüzüncü yıl vesileesiyle yayımlanan meta-yorumlar, Heidegger Varlık ve Zaman'ın yapay zeka felsefesi ve teknoloji etiği gibi çağdaş sorunlara nasıl uyarlanabileceğini de sorguluyor. Heidegger'in teknolojik çerçeveleme eleştirisinin, hesaplamalı düşünme biçimlerinin hâkim olduğu bir çağda yeniden güncel hale geldiği ifade ediliyor. Akademik değerlendirmelerin yanı sıra halka açık konferanslar ve felsefe dergileri de bu dönüm noktasını, Heidegger Varlık ve Zaman'ın günümüz için ne söylediğini tartışmak üzere bir fırsat olarak değerlendirdi.