Uyku apnesi teşhis deneyimim aslında ben değil, eşim tarafından başlatıldı. "Uyurken nefesini tutuyorsun" dedi bir gece. Ben hatırlamıyordum, ama korkutucuydu. O günden önce ne kadar yorgun uyandığımı fark etmemiştim. Her sabah bitik kalkıyordum. Gün içinde uyuklamak istiyordum. Kahve olmadan sabah geçemiyordum. Bunları "çalışma hayatının yorgunluğu" diye yazmıştım üstüne. Yanılmışım. Uyku apnesi teşhis deneyimi bir uyku laboratuvarında başladı. Saçlara sensörler, göğse bant, parmağa klips. Yabancı bir yatakta uyumam gerekiyordu. Çok zor geldi başta. Ama bir noktada daldım. Sabah raporu geldiğinde rakamlar ortadaydı. Saatte defalarca nefes kesintisi yaşıyordum. Bazı anlarda oksijen seviyem belirgin biçimde düşüyordu. Yıllarca bu şekilde uyumuştum. Doktorum tedavi seçeneklerini anlattı. Karar vermek için zaman istedim, ama fazla uzatmadım. Uyku apnesi teşhis deneyiminin bana verdiği en büyük his şuydu: neden bu kadar geç anladım? Tedaviye başladım. İlk hafta cihaza alışmak kolay olmadı. Ama sabah uyandığımda bir fark hissettim. Başım daha açık, bedenimde daha az ağırlık. Bu his o kadar farklıydı ki neredeyse ağladım. Uyku apnesi teşhis deneyiminden çıkardığım en önemli ders şu: sürekli yorgunluğu ve kötü uyku kalitesini normal saymayın. Yıllarca saydım. Sormak, araştırmak, bir doktora gitmek daha erken yapılabilirdi.