Kapalı gişe tiyatro gecesini beklerken heyecan değil sorumluluk hissettim. Her koltuk doluydu, bilet yoktu, bekleme listesi vardı. Bu baskı sahneye taşınırdı mı diye düşündüm. Kapalı gişe tiyatro sahnesine çıktığımda salonun enerjisi farklıydı. Seyreden bir kalabalık değil, almaya hazır bir kalabalık vardı. Bu fark fiziksel hissediliyor; sesin geri dönüşü, sessizliklerin yoğunluğu, nefes almalar. Benim sahnelerimin birinde uzun bir monolog vardı. Normal gecelerde o monologda seyircinin bir kısmının dağıldığını hissederdim. O gece hiç dağılmadı. Her gözün üstümde olduğunu hissederek konuştum. Sesim farklıydı, duygum daha gerçekti. Kapalı gişe tiyatro gecesi bana şunu öğretti: seyircinin enerjisi oyuncuya geri döner. Oyundan sonra arkadaşlarımla konuştuk. Hepsi aynı şeyi hissetmişti. O gece farklıydı. Teknik açıdan aynı oyunu oynadık, ama seyirci tamamladı. Kapalı gişe tiyatroda bir tehlike de var: o gece çıtayı yüksek kursunuz ve sonraki yarı dolu salonda aynı enerjiyi bulamazsınız. Bunu yaşadım, hayal kırıklığı yarattı. Ama o gece aklımda kaldı. Tiyatronun neden sahne olduğunu anladım: seyirci olmadan oyun yarım kalır. Kapalı gişe bunu en saf haliyle gösteriyor.