100 metre koşu tekniği, kulağa basit gelen ama aslında hassas bir beden koordinasyonu gerektiren bir disiplin. Sadece hızlı koşmak yetmiyor; hız nasıl üretilir, nasıl korunur ve nasıl sonlandırılır, bunların hepsinin ayrı bir önemi var. Start pozisyonu, 100 metre koşu tekniğinin temel taşı. Bloklu start, vücudu yere eğik bir açıyla konumlandırır; bu sayede ilk ivmelenme aşamasında maksimum kuvvet aktarımı sağlanır. Start silahı ya da işaretiyle birlikte ilk birkaç adım, beden öne meyilli ve kısa süreli güçlü vuruşlarla atılır. Dik durmaya çalışmak bu aşamada enerji kaybına yol açar. İlk 30-40 metrelik ivmelenme aşamasında koşucu hız kazanır. Adımlar görece kısa ama tempolu. Kollar, enerji aktarımında çok önemli rol oynar, dirsekler 90 derece bükümlü, öne-arkaya güçlü salınım yapmalı. Kanat gibi yana açılan kollar enerjiyi dağıtır. Maksimum hıza ulaşılan orta bölümde (yaklaşık 50-80 metre) koşucu tam dik pozisyona geçer. Bu noktada adım uzunluğu en üst düzeydedir. Yere temas süresi kısa ve öne doğru yapılan bilek kaldırışıyla birlikte gerçekleşir. Topuğun yere gelmeden parmak ucu ya da orta ayakla temas edilmesi, güç kaybını azaltır. Son 20 metrede birçok koşucu yavaşlar, bu kısmen normal çünkü vücut anaerobik kapasitesinin sınırına yaklaşmaktadır. Burada teknik disiplini korumak belirleyici oluyor. Yorgunlukla birlikte kasılan yüz ve omuzlar, aslında hızı yavaşlatır; gevşek çene ve rahat omuzlar bu aşamada performansı sürdürmeye yardımcı olur. 100 metre koşu tekniğinde en sık yapılan hata, start bloklarından çıkışta çok erken dik durmak. Bir diğeri ise stride (adım uzunluğu) ile adım frekansı arasındaki dengeyi kuramadan sadece adım frekansına odaklanmak. Hız = Adım Uzunluğu × Adım Frekansı formülü bu iki unsurun birlikte çalışmasını zorunlu kılıyor. Antrenmansız biri için 100 metreyi teknik olarak koşmak, önce atletizm kulübünde ya da bir antrenör eşliğinde temel hareketleri öğrenmekle başlar. Yanlış yerleşmiş alışkanlıkları sonradan düzeltmek, sıfırdan öğrenmekten çok daha zor.