Platon ideal devlet eleştiri, siyaset felsefesinin en köklü ve tartışmalı sorularından birini yeniden önümüze koyuyor. Platon'un Devlet diyaloğu, Batı felsefe geleneğinin kurucu metinlerinden biri. Ama bu metnin savunduğu siyasi düzen dikkatle okunduğunda rahatsız edici bir tablo ortaya çıkıyor. Platon'un ideal devletinde toplum üç katmana ayrılır: filozoflar (yöneticiler), bekçiler (askerler) ve üreticiler. Her katman kendi doğasına uygun işlevi yerine getirir ve bu işleve sadık kalır. Adalet, herkesin kendi rolünü üstlenmesidir. Platon ideal devlet eleştirisi bu noktada başlar: Bu düzen, özgürlüğü nasıl tanımlar? Diyaloğu dikkatle okuyan Karl Popper, "Açık Toplum ve Düşmanları" adlı eserinde Platon'un projesini açık bir totalitarizm modeli olarak tanımlar. Haklılık payı var: Devlet'te sansür, sanatçıların sınır dışı edilmesi, mitlerin iktidar tarafından üretilmesi ve sınıflar arası geçişkenliğin engellenmesi açıkça savunulur. İkinci sorun: Epistokratik yönetim iddiası. Platon, yalnızca filozofların gerçeği bilebileceğini ve bu nedenle yönetme hakkına sahip olduğunu savunur. Bu iddia pek çok sorunu beraberinde getirir. Kimin gerçeği bildiğini kim belirleyecek? Bilgelik ile iktidar arasındaki ilişki nasıl kurulacak? Bu soruların yanıtları çoğunlukla otokrasiye kapı aralar. Üçüncü sorun: Bireysel gelişim ve farklılığın bastırılması. Platon'un devletinde her birey önceden belirlenmiş bir role yerleşir. Sınıflar arası hareketlilik sembolik düzeyde mümkün görünse de sistem temelden statiktir. Dördüncü sorun: Kadının konumu çift değerlidir. Diyaloğun bazı bölümlerinde kadınların da yönetici sınıfa dahil olabileceği belirtilir; ama bu tutarlı şekilde sürdürülmez. Bununla birlikte, Platon ideal devlet eleştirisi dengeyi de korumak ister. Platon'un projesi kısmen, Atina demokrasisinin Sokrates'i idam ettiği bir dönemin siyasi hayal kırıklığından doğmuştur. Bu bağlamı görmek, metnin neden bu kadar kontrolcü bir düzene özlem duyduğunu anlamlandırır. Ama anlamak, kabullenmek değildir.