Ev tasarımında belki de en temel kararlardan biri mekânların birbirinden ayrılıp ayrılmayacağıdır. Açık plan iç mekân tasarımı ile bölünmüş alan anlayışları, farklı yaşam biçimleri ve kullanım ihtiyaçları için farklı çözümler üretir. Açık plan tasarım, mutfak, yemek ve oturma alanlarını ortak bir mekânda birleştirir; sabit duvarlar yerine akışkan geçişler tercih edilir. Bu yaklaşımın en güçlü avantajı sosyal dinamikler üzerindeki etkisidir. Mutfakta yemek hazırlayan kişi ailenin geri kalanıyla görsel ve sesli bağlantısını korur; misafir ağırlamak daha kolay ve dahil edici hale gelir. Açık plan iç mekân tasarımı ayrıca mekânı görsel olarak büyütür; küçük metrekarelerde alan kullanımını optimize eder. Bununla birlikte açık plan tasarımın dezavantajları pratikte hissedilir. Gürültü yalıtımı en büyük sorunlardan biridir; mutfak aktivitesi, çocukların oyun sesi ve televizyon sesi tüm alanda dolaşır. Koku dağılımı da benzer bir sorundur. Yoğun çalışma ya da konsantrasyon gerektiren aktiviteler için mahremiyet sağlamak güçleşir; ev ofisi düzeni açık plan alanda çoğu kişi için verimli değildir. Açık plan iç mekân tasarımı enerji verimliliği açısından da değerlendirilmelidir. Daha büyük ortak hacim ısıtma ve soğutma konusunda daha fazla enerji gerektirir; bölünmüş alanların kapatılabildiği kompakt planlar bu konuda avantaj sağlar. Bölünmüş alan tasarımı her mekâna işlevsel bağımsızlık tanır. Yatak odası, çalışma odası ve misafir bölümleri ses ve görüntü açısından izole edilebilir; bu özellik büyük haneler ve farklı yaşam rutinleri olan bireyler için değerlidir. Dezavantajı ise mekânı görsel olarak küçültmesi ve geçişlerde fiziksel bariyer yaratmasıdır. Hibrit yaklaşımlar bugün iç mimarinin yaygın yanıtı: açık plan temel yaşama alanını oluştururken kayan kapılar, yarım duvarlar ya da yapısal bölücüler ihtiyaca göre alan tanımlar. Bu esneklik her iki anlayışın güçlü yanlarını bir arada sunar.