Konstantinopolis'in surları bin yıldır ayaktaydı. Onlarca ordu bu duvarların önünde geri çekilmek zorunda kalmıştı. Ama 1453 baharında, surların karşısına kurulan genç bir sultanın gözlerinde bambaşka bir ışık vardı: Bu sefer farklı olacaktı. İstanbul'un fethi, yalnızca bir şehrin el değiştirmesi değil, bir çağın kapanıp yenisinin açılmasıydı. Tarihçiler bu tarihi 1453'ü Orta Çağ'ın bitiş noktası olarak kabul eder. 21 yaşındaki Sultan II. Mehmet, tahta çıkar çıkmaz tek bir hedef belirledi: Roma'nın mirasçısı saydığı bu kadim şehri fethetmek. Kuşatma hazırlıkları aylar öncesinden başladı. Rumeli Hisarı, Boğaz'ın en dar noktasına sadece dört ayda inşa edildi; bu sayede deniz yolu denetim altına alındı. Macar topçu ustası Urban'dan sipariş edilen dev toplar döküldü. Bu topların en büyüğü, "Bazilika" adıyla anılıyordu ve sekiz çift öküz tarafından çekilebiliyordu. İstanbul'un fethi salt bir kılıç meselesi değil, mühendislik ve strateji meselesiydi. Kuşatma 6 Nisan 1453'te resmen başladı. Kara tarafında Bizans'ın ünlü Theodosios surları hedef alındı. Denizden ise Venedik ve Ceneviz destek gemilerinin geçişini engellemek için zincirle kapatılan Haliç, büyük bir hamleyle aşıldı: Osmanlı donanması, gemilerini karadan kaydırarak Haliç'e indirdi. Bu manevra, savunmayı paniğe sürükledi. İstanbul'un fethi anının yaşandığı 29 Mayıs 1453 sabahı, surların farklı noktalarından eş zamanlı saldırı başlatıldı. Uzun süre direnen Ulubatlı Hasan ve yoldaşları surların tepesine sancağı dikti. Bizans'ın son imparatoru XI. Konstantinos, savaşın ortasında kayboldu; sıradan bir asker gibi savaşarak hayatını kaybettiği rivayet edilir. Sultan II. Mehmet, fethin ardından şehre at üzerinde girdi. Ayasofya'ya yöneldi ve buranın camiye çevrilmesini emretti. "Fatih" unvanını bu zaferle kazandı. İstanbul'un fethi Osmanlı İmparatorluğu'na yalnızca yeni bir başkent kazandırmakla kalmadı; imparatorluğun meşruiyetini ve prestijini bütün dünya önünde tasdikledi. Bu fetih aynı zamanda Avrupa'da derin bir sarsıntı yarattı. Konstantinopolis'ten kaçan Bizanslı aydınlar, beraberlerinde taşıdıkları antik el yazmalarını İtalya'ya götürdüler; bu akış Rönesans'ın kıvılcımlarından birini tutuşturdu. Tarihin ironisi bazen böyle çalışır: Bir uygarlığın sonu, bir başkasının doğuşunu hızlandırır.