Mimar kendi ofis açmak kararı, beş yıllık çalışma hayatının ortasında bir sabah kapıya dayanıverdi. Aslında ani değildi; yavaş yavaş büyüyen bir his, her toplantıda biraz daha güçlenen bir soru: "Bunu kendi şartlarımda yapabilir miyim?" O sabah istifa mektubumu yazdım. Mimar kendi ofis açmak deneyimi, sanıldığından çok farklı bir sürece dönüştü. İlk şok, tasarımla geçen zamanın ne kadar azaldığıydı. Ofis kurulumu, yasal belgeler, muhasebe, müşteri görüşmeleri... Kimse bana mimarlık okulunda iş sahibi olmayı öğretmemişti. Teknik bilgim güçlüydü ama girişimcilik deneyimim sıfırdı. İlk üç ayda küçük bir proje aldım; ev tadilatı. Eski işyerimdeyken rutin bir iş gibi görünürdü. Kendi ofisimle yaptığımda, her kararın doğrudan benim elimde olduğunu ve sonuçların tamamen bana ait olduğunu hissettim. Bu özgürlük heyecan verici ama bir o kadar da korkutucuydu. Müşteriyle ilişkileri kendi başıma yönetmek ayrı bir öğrenme süreciydi. Büyük bir ofiste hiyerarşi vardı; siz sadece tasarım yapıyordunuz. Mimar kendi ofis açmak demek, aynı zamanda müşteri ilişkileri uzmanı, proje yöneticisi ve zaman zaman da avukat gibi düşünen biri olmak demek. İlk yılın sonunda hem yorulmuştum hem de çok şey öğrenmiştim. Finansal kırılganlık gerçekti; ama her sabah kendi ofisimin kapısını açmanın verdiği his, bu zorluğu telafi ediyordu. Her mimar kendi ofisini açmalı mı? Hayır. Ama bana göre doğru zamanlama ve birikim varsa, bu deneyim hem kişisel hem mesleki olarak dönüştürücü.