Said oryantalizm edebiyat teorisi, 1978 yılında Edward Said'in Orientalism adlı çalışmasıyla akademik gündemin dönüşüm noktalarından biri hâline geldi. Said, oryantalizmi Doğu hakkındaki bilgi rejimini Batı'nın siyasi ve kültürel egemenliğiyle ilişkilendiren bir söylemsel pratik olarak tanımlar. Said'in Foucaultcu söylem analizi ile Gramscici hegemonya kavramını birleştirmesi, Said oryantalizm çerçevesine özgün bir metodolojik güç katar. Oryantalist metinler, seyahatname, roman, akademik inceleme, ansiklopedi maddesi, Doğu'yu nesne olarak inşa eder; bu inşa süreci Doğu hakkında söylenenlerin ne kadar referansları gerçekle ne kadar başka metinlerle örtüştüğünü soruşturmayı gerektirir. Said oryantalizm eleştirisinde bu metinler arası (intertextual) birikim ve tekrarlanma, Doğu'ya ilişkin "gerçeğin" imajinasyonunu belirler. Edebî temsil boyutunda Said oryantalizm okuma pratiği, bir metnin Doğu ile Batı arasında kurduğu asimetrik bilgi-güç ilişkisini deşifre etmeye çalışır. Şark figürünün edilgin, hisli, durağan ve rasyonaliteden yoksun kurgulanması, onun karşısına konulan Batılı öznenin dinamik, rasyonel ve tarihsel özne statüsünü pekiştiren bir karşı-inşa işlevi görür. Said oryantalizme yöneltilen eleştirilerin başında Batı'nın oryantalist metinler arasındaki farklılıkları ve dönüşümleri geri plana itmesi ve Doğu'nun temsilcisiz, pasif nesne konumunda bırakılması yer alır. Dennis Porter ve John MacKenzie gibi araştırmacılar oryantalist literatürün çoğulluğunu ve kimi zaman kendi Batı merkezci söylemine itiraz eden unsurları içerdiğini göstermiştir. Bu tartışma Said oryantalizm tartışmasının hem sınırlarını hem de üretkenliğini belirler. Türkiye bağlamında Said oryantalizm çerçevesi, 19.-20. yüzyıl Avrupa gezgin edebiyatının Osmanlı ve Anadolu temsillerini çözümlemek için kuramsal bir mercek işlevi görmektedir.