Dijital eğitim geçişi gecikmesi, eğitim sistemlerinin yıllardır tartıştığı ama yeterince dürüst biçimde yüzleşmediği bir sorun. Teknolojiye erişim artmış, akıllı tahtalara yatırımlar yapılmış, öğrencilerin cep telefonları sınıflara girmiş, ama bunların büyük çoğunluğu aslında analog pedagojiyi dijital kılığa büründürmekten ibaret. Gerçek bir dönüşümden söz etmek çok daha zor. Dijital eğitim geçişi gecikmesinin kökeninde çok katmanlı bir sorun var. Öğretmen yetiştirme programları büyük ölçüde geleneksel müfredat aktarımı üzerine kurulu. Dijital araçları sınıfa taşımak yetmiyor; pedagojik yaklaşımın değişmesi gerekiyor. Bunu gerektirecek hizmet içi eğitimler ya yetersiz kalıyor ya da tek seferlik etkinliklere indirgenip sürdürülebilir bir dönüşüme yol açmıyor. Öte yandan "dijital araç = modern eğitim" denkleminin kendisi de sorgulanmalı. Akıllı tahtaya yansıtılan bir ders kitabı sayfası, ne kadar dijital olursa olsun pasif bilgi aktarımının ta kendisi. Dijital okuryazarlık, medya eleştirisi, veri okuma ve iş birlikçi problem çözme gibi gerçek yetkinlikler teknolojiyi sisteme entegre etmekle değil, pedagojiyi köklü biçimde yeniden düşünmekle kazanılıyor. Dijital eğitim geçişi gecikmesi bağlamında müfredatın darlığı da ayrı bir engel. Ölçme-değerlendirme sistemleri büyük ölçüde standart test mantığıyla işliyor. Bir öğretmen yaratıcı dijital projeler yaptırsın ya da öğrencileri internet kaynaklarını eleştirel okumaya yönlendirsin, bunlar sınav puanına yansımıyor. Bu durumda pedagojik dönüşümün önünde kurumsal bir engel var. Dijital eğitim geçişine olan ihtiyaç gerçek ve acil. Ama bu geçiş donanım yatırımlarına ya da platform lisanslarına değil, öğretmen emeğine, pedagojik dönüşüme ve değerlendirme sistemlerinin yeniden tasarlanmasına bağlı. Bunları atlamak, geçişi sürekli erteliyor.