Rafta ya da okuma listesinde yarım kalan kitaplar var mı? "Bitirmeliyim ama bir türlü devam edemiyorum" hissiyle baş başa kalmak, okuma alışkanlığını sürdürmeye çalışan herkesin tanıdık deneyimi. Yarım bırakılan kitaplar meselesinin kendisi de aslında okuma yaklaşımımız hakkında önemli şeyler söylüyor. Yarım bırakılan kitaplar için en yaygın tavsiye şudur: bitirmek zorunda değilsiniz. Bu cümle hem özgürleştirici hem de düşündürücü. Bir kitabı başlayıp bırakmak, zamanınızı boşa harcamak değil; kendinizi tanımak ve dikkatinizi gerçekten değerli bulduğunuz şeylere yönlendirmek olarak da okunabilir. Bununla birlikte, yarım bırakılan kitapların tümü aynı sebepten bırakılmıyor. Bazıları gerçekten ilginizi çekmiyor; bu durumda bırakmak doğru. Bazıları ise doğru zamanda açılmamış; bir süre sonra geri döndüğünüzde çok farklı bir deneyim sunabiliyor. Okuma deneyimi okuyucunun psikolojik durumundan, yaşından ve birikiminden etkileniyor. Birkaç yıl önce anlamlandıramadığınız bir kitap, şimdi tam anlamıyla rezonans kurabilir. Yarım bırakılan kitaplara pratik yaklaşım birkaç farklı biçim alabilir. Kitabı "askıya almak" ve ileride dönmek üzere işaretlemek, her iki tarafı da tatmin eden bir çözüm. Bir notla "tekrar dene" listesine eklemek, bitirememenin getirdiği suçluluk hissini dağıtıyor. Bir kitabı bırakıp bırakmama kararında 50 sayfacık bir kural bazılarının işine yarıyor: 50 sayfaya kadar okuyup hâlâ ilgisiz hissediyorsanız, kitap sizin için değil. Bazıları bu sayıyı daha kısa tutuyor; bu tamamen kişisel. Yarım bırakılan kitaplara takılıp kalmak, okuma motivasyonunu zorluyor. Daha geniş perspektiften bakıldığında, yarım bıraktığınız her kitabın yerini alacak, tam anlamıyla sizi içine çekecek biri var; onu bulmak için yola devam etmek yeterli.