Yerel gönüllülük fırsatları hakkında benim aklımdaki tablo yıllarca yanlıştı. Gönüllülük deyince uzak coğrafyalar, uzun projeler, karmaşık başvurular düşünüyordum. Bu yüzden 'zaman yokken' erteledim, erteledim. Yerel gönüllülük fırsatları aslında her yerde varmış, sadece ben bakmıyormuşum. Bir gün komşumun kapısında bir kağıt gördüm: mahallemizdeki yaşlı merkezi hafta sonu yardımcı arıyor. Telefon numarası vardı, aradım. O hafta sonu üç saatimi verdim. Yaşlı merkezi ekibinin küçük etkinlikleri düzenleme, masa taşıma, çay servis etme gibi işleri yapıyordum. Ama asıl iş konuşmaktı, yaşlılarla oturup sohbet etmek. Birisi seksen üç yaşındaydı, bana altmış yıl önce İstanbul'u anlattı. Bu kadar yakınımda bu kadar yaşanmış hayat vardı. Yerel gönüllülük fırsatları bana şunu öğretti: faydalı olmak için pasaport, uçak bileti, geniş zaman gerekmez. Üç saatin bile bir insanın haftasını değiştirebileceğini gördüm. Sonra mahalledeki ilkokula geçtim, haftada bir öğleden sonra matematik desteği. Sonra sokak hayvanları derneğine üye oldum. Küçük küçük, ama düzenli. Gönüllülüğün büyüğü yoktur, alışkanlığı vardır, bunu çok geç anladım ama hiç anlamamaktan iyisi.