Beş yıl terapi. Bu süreyi yazdığımda ben bile duraksıyorum. Uzun süreli terapi deneyimi geçirenlerin çoğu bu soruyla karşılaşır: "Bu kadar sürer mi?" Cevabım şu: O kadar sürdü çünkü o kadar sürdü. Terapi bir tamir servisi değil. İlk yıl tanıma yılıydı. Kendimi anlatmaya çalıştım, terapist dinledi. Bazen çıkarken "hiçbir şey olmadı" hissettim. Ama şimdi anlıyorum, o dinleme seansları bir birikim oluşturuyordu. İkinci ve üçüncü yıl en zorlu dönemdi. Uzun süreli terapi deneyiminin en beklenmedik yanı buydu: Bir noktadan sonra daha da kötü hissediyorsunuz. Kapaklı şeyler açılıyor. Yıllar önce gömdüğünüz şeyler yüzeye çıkıyor. Bu gerekli ama ağır. Dördüncü yıl bir şey kaydı. Küçük ama net bir kayma. Eski kalıpları daha hızlı fark etmeye başladım. "Ah, yine o düşünce" derken artık sürüklenmeden bakabiliyordum. Beşinci yıl bir tür kapanış yılıydı. Seanslar seyrekleşti. Artık her hafta gitme ihtiyacı duymuyordum. Peki en değerli şey neydi? Uzun süreli terapi deneyimimin bana bıraktığı en büyük miras şu: Kendimle konuşmayı öğrendim. Kafamdaki sese yabancı gözle bakabilmeyi. O ses "sen başarısızsın" dediğinde, "bunu düşünen bir parçam var" diyebilmeyi. Bu küçük fark, her şeyi değiştirdi.