Plastik atık antlaşması, gezegenin dört bir yanından gelen delegelerin katıldığı müzakere sürecinin ardından imzaya açıldı. 175 ülkenin onayladığı belge, plastik üretimi, kullanımı ve bertarafına ilişkin bağlayıcı düzenlemeleri kapsayan tarihte benzeri görülmemiş bir çerçeve niteliği taşıyor. Plastik atık antlaşması müzakerelerinde en çok tartışılan mesele, belgenin yalnızca atık yönetimini mi yoksa üretim hacmini de mi kısıtlayacağıydı. Taslak metni inceleyen çevre kuruluşları, nihai belgede üretim sınırlamalarına ilişkin hükümlerin zayıflatılmış olmasını eleştiriyor. Buna karşın antlaşmanın, imzalayan ülkelere belirli kategorilerdeki tek kullanımlık plastikleri aşamalı olarak piyasadan çekme yükümlülüğü getirdiği belirtiliyor. Gelişmekte olan ülkeler açısından plastik atık antlaşması, hem fırsat hem de yük anlamına geliyor. Plastik ürünlere olan erişimin kısıtlanması sosyal bir maliyete yol açabilirken resmi atık yönetim altyapısından yoksun ülkelerin uygulama kapasitesinin desteklenmesi için bir teknoloji transfer fonu kurulacak. Türkiye de antlaşmayı imzalayan ülkeler arasında. Türkiye'nin plastik ithalat ve ihracat hacmi ile geri dönüşüm altyapısı değerlendirildiğinde antlaşma yükümlülüklerinin sektöre yansımasının yakından izleneceği öngörülüyor. Plastik atık antlaşmasının uygulama takvimi 2030 yılına uzanıyor. Üye devletlerin beş yıllık eylem planları hazırlaması ve periyodik raporlama yapması zorunlu tutuluyor. Uyumsuzluk halinde devreye girecek mekanizmalar, taraflar arasındaki görüş ayrılıkları nedeniyle belirsizliğini koruyor. Araştırmacılar, antlaşmanın ekolojik açıdan kısmi bir adım olduğunu; esas dönüşüm için tüketici alışkanlıkları ve endüstriyel tasarım normlarında köklü değişimlerin gerektiğini belirtiyor.