Kritik pedagoji müfredat eleştirisi, eğitimi bir tarafsız bilgi aktarımı değil; ideolojik yeniden-üretimin ya da dönüşümün arenası olarak konumlandıran eleştirel bir çerçevedir. Paulo Freire'nin 1968'de yayımlanan Ezilenlerin Pedagojisi, bu geleneğin kurucu metnidir; ancak Freire'den önce Antonio Gramsci'nin hegemonya teorisi ve Frankfurt Okulu'nun eleştirel teorisi bu zemine önemli katkılar sağlamıştır. Freire'nin "bankacılık eğitimi" (banking education) metaforu, kritik pedagoji müfredat eleştirisinin en güçlü kavramsal araçlarından biri olmaya devam eder. Geleneksel öğretimde öğrenci, bilgiyi pasif biçimde depolayan boş bir banka hesabı gibi konumlandırılır; öğretmen ise mevcut bilginin içeriğini aktarır. Bu modelin epistemolojik sorunu, neyin bilgi sayıldığını, kimin deneyiminin müfredatta yer bulduğunu ve hangi perspektifin evrensel olarak temsil edildiğini sorgulamadan kabul etmesidir. Kritik pedagoji müfredat eleştirisi bu noktada belirleyici soruları sorar: Kim müfredatı oluşturur? Hangi toplumsal grupların değerleri, tarihleri ve bilgi üretim biçimleri standart müfredatta yer bulur? Hangileri dışlanır ya da meşru-olmayan olarak kodlanır? Bu sorular, müfredatı salt içerik seçimi olarak değil; güç ilişkilerinin yeniden üretildiği bir alan olarak görmemizi gerektirir. Michael Apple'ın kültürel sermaye ve müfredat çalışmaları, bu sorulara ampirik yanıtlar arar. Apple, resmi müfredatın (açık müfredat) yanı sıra örtük müfredatı (hidden curriculum), sınıf düzeninden değerlendirme pratiklerine, disiplin mekanizmalarından okul ritüellerine uzanan gizil mesajlar bütününü, kritik pedagoji çerçevesinde analiz eder. Örtük müfredat, açık içerikten bağımsız olarak otoriteye boyun eğme, yarışmacılık ve sınıfsal normları aktarabilir. Dönüştürücü eğitim (transformative education) boyutunda Mezirow'un perspektif dönüşümü teorisi, kritik pedagoji müfredat eleştirisinin bireysel süreçlere uzanan kolunu oluşturur. Mezirow'a göre dönüştürücü öğrenme, bireyin yorumlama çerçevelerini (meaning perspectives) sorgulayan ve yeniden yapılandıran eleştirel yansıma sürecini içerir. Bu sürecin pedagojik koşulları, diyalog güvenliği, deneyimlerin seslendirilebilmesi, farklı bakış açılarına maruz kalma, standart sınıf yapılarıyla zaman zaman gerilim içine girer. Eleştirel pedagoji müfredat çalışmalarına yöneltilen en ciddi eleştirilerden biri, teorinin somut öğretim pratiğine çevrilmesinin güçlüğüyle ilgilidir. Yapısal eleştiri zengin ama müdahale önerileri kısıtlı kalabilmektedir. Bunun yanı sıra, okul kurumunun her yönünü ideolojik olarak okumanın analitik bir nihai noktaya neden ulaşamadığı da sorgulanmaktadır. Pratik uygulama düzeyinde kritik pedagoji müfredat eleştirisinden türetilen yaklaşımlar arasında problem-yatkın eğitim (problem-posing education), öğrenci deneyimini başlangıç noktası olarak alan kültürel olarak duyarlı pedagoji (culturally responsive pedagogy) ve sınıf tartışmalarında sosyal adalet temalarını merkeze alan müfredat tasarımı yer almaktadır.