Biyoçeşitlilik söylemi eleştirisi, iyi niyetle üretilmiş bir çevresel anlatının neden bazen soruna katkıda bulunduğunu sormayı gerektirir. Biyoçeşitlilik koruma, doğru ve zorunlu bir hedef; ancak bu hedefin etrafında oluşan söylem, bazı kritik gerçekleri gölgeliyor. Biyoçeşitlilik söylemi eleştirisi için en belirgin alan, tek bir "ikonik" türe odaklanma eğilimidir. Panda ayıları, kaplanlar ve balinalar kamuoyu dikkatini çeker. Bu türlere yapılan yatırım meşru olmakla birlikte, onların yaşadığı ekosistemlerin tamamını koruyan politikalar yerine tür bazlı kampanyaların ön plana çıkması yapısal bir sorun üretir. Ekosistemler, türlerin toplamından ibaret değildir. Türler arası ilişkiler, besin zincirleri, mikrobiyolojik çeşitlilik ve abiyotik faktörler bir araya gelir. Biyoçeşitlilik söylemi bu karmaşıklığı sıkça sadeleştirir; sonuçta kamuoyu, bir türü kurtarmanın ekosistemi kurtarmak anlamına geldiği yanılgısına kapılabilir. "Biyoçeşitlilik kaybı" kavramının ölçülmesi de sorunlu bir alan içerir. Hangi türler sayılır, hangi bölgeler kapsanır, hangi zaman dilimi referans alınır? Bu metodolojik kararlar, biyoçeşitlilik kaybının boyutu hakkındaki rakamlara doğrudan yansır. Kamuoyuna sunulan rakamların arkasındaki metodolojik kararlar nadiren şeffaf biçimde aktarılır. Biyoçeşitlilik söylemi eleştirisi yapılırken özellikle dikkat edilmesi gereken bir husus var: Bu eleştiri, biyoçeşitlilik kaybının ciddiyetini küçümsemez. Tür kayıpları gerçek ve hızlanmaktadır. Asıl mesele, bu gerçeği anlatan söylemin daha bütüncül, daha ekosistem-odaklı ve daha metodolojik şeffaflıkla kurulmasıdır. Ekosistem bütünlüğünü koruyan politikalar, tür koruma kampanyalarından daha karmaşık ve daha az medyatik olabilir. Ama uzun vadeli etkinlik açısından daha güçlü bir temel sunar. Biyoçeşitlilik savunuculuğunun bu kavrayışa daha sık başvurması gerekir.