Organik tarım sürdürülebilirlik tartışmalarında neredeyse kutsal bir statüye kavuştu. Yapay gübre yok, pestisit yok, doğayla uyum içinde üretim, bu imge kulağa son derece cazip gelir. Ancak organik tarımın çevre üzerindeki gerçek etkisi, sloganların çok ötesine geçen karmaşık bir tablo sunuyor. Organik tarım sürdürülebilirlik ilişkisinde göz ardı edilen ilk mesele verim farkıdır. Organik üretimde birim alandan elde edilen ürün miktarı, geleneksel tarıma kıyasla ortalama yüzde 20 ila 25 daha az olabilir. Bu da eşit miktarda gıda üretmek için daha fazla araziye ihtiyaç duyulması anlamına gelir. Daha fazla arazi kullanımı ise orman tahribatı, biyoçeşitlilik kaybı ve toprak erozyonu gibi yan etkileri beraberinde getiriyor. Bir diğer tartışmalı alan, organik tarımda kullanılan "doğal" pestisitlerdir. Organik sertifikaya sahip üreticiler sentetik kimyasallar kullanamaz; ancak bakır sülfat, piretrin ve rotenonun dahil olduğu bir dizi doğal pestisiti kullanmakta serbesttir. Bu maddeler de ekosistem üzerinde olumsuz etkilere yol açabilir. Bakır sülfatın toprakta birikmesi, toprak mikrobiyomunu ciddi biçimde tehdit eder. Organik tarımın karbondioksit salımı açısından da basit bir avantajı yoktur. Azot içerikli gübre kullanılmadığı için toprağa organik materyal eklemek gerekir; bu süreç metan ve diazot monoksit gibi güçlü sera gazlarına neden olabilir. Öte yandan organik çiftliklerin verim düşüklüğünden kaynaklanan arazi genişlemesi, potansiyel karbon depoları olan ormanların yerini tarım arazilerine bırakması riskini taşır. Organik tarım sürdürülebilirlik bağlamında değerlendirildiğinde, tablonun hem avantajlar hem de önemli kısıtlar içerdiği görülür. Küçük ölçekli, yerel tüketimi hedefleyen organik üretim ile küresel ölçekte endüstriyel organik tarım birbirinden çok farklı çevre etkileri yaratır. "Organik" etiketinin her durumda daha iyi bir çevre seçimi anlamına geldiğini varsaymak, meselenin karmaşıklığını yok saymak olur. Tüketici olarak bu gerçekleri görmek, bilinçli tercihler yapabilmek açısından değer taşır. Organik tarımı desteklemek bir seçenek olabilir; ancak bu tercihin körleme bir güven değil, eleştirel bir farkındalıkla yapılması daha sağlıklı sonuçlar doğurur.