Birini tanımak istiyorsunuz. Profiline bakıyorsunuz: kaç takipçisi var? Bu sayı, farkında olmadan bir değerlendirme kriteri haline geliyor. Takipçi sayısı değer bağlantısı, sosyal medya kültüründe bu kadar doğallaştı ki çoğu zaman sorgulanmıyor bile. Oysa takipçi sayısı çok spesifik bir şeyi ölçüyor: belirli bir içerik türünün, belirli bir platformda, belirli bir dönemde çektiği dikkat miktarı. Bu, kişinin zekasını, dürüstlüğünü, yaratıcı derinliğini, mesleki yetkinliğini ya da insani değerini ölçmüyor. Takipçi sayısı değer yanılsamasının pratikte somut sonuçları var. Konferanslarda kürsü erişimi takipçi sayısına göre belirleniyor. Yayınevleri kitap teklifleri yaparken yazarın platform büyüklüğüne bakıyor. İşletmeler işbirliği yaparken takipçi rakamını kriter alıyor. Bu süreçlerde gerçek içerik kalitesi ya da uzmanlık derinliği ikincil konuma düşebiliyor. Bir de algoritmanın rolü var. Takipçi sayısı kısmen içerik kalitesinin değil, algoritmayla uyumlu davranışların, yayın sıklığının ve trendlere uymanın sonucu. Niş ama değerli içerik üreten biri, viral formatlar peşinde koşan birine kıyasla çok daha az takipçiyle çalışabiliyor. Bu, içerik kalitesinden ziyade algoritma oyununu kazanmakla ilgili. Takipçi sayısı değer tartışmasında yapıcı yaklaşım şu: Takipçi sayısını sıfırlamak mümkün değil ama ona sınırlı bir yer vermek mümkün. Birini dinlemeye değer bulurken ne söylediğine, nasıl düşündüğüne ve referanslarına bakmak, rakkama bakmaktan çok daha iyi bir bilgi kaynağı.