Bağlama öğrenmek benim için bir kültürel seçimden önce bir aile meselesidir. Büyükbabam bağlama çalardı. Köyde, evde, düğünlerde. Ben küçükken yanında oturur, parmaklarının tellere nasıl değdiğini izlerdim. O izleme anları birikti içimde. Büyükbabam hastalandığında ona gittim. Yanımda zaman geçirdik. Bir öğleden sonra "al çal" dedi, bağlamayı uzattı. Elime aldım. Teller serttti, parmak uçlarım acıdı. Bir nota bile çıkamadım. "Öğret bana" dedim. Bağlama öğrenmek uzun bir süreç. Büyükbabam sabırlıydı. Önce perde tutmayı öğretti. Parmak pozisyonları, baskı miktarı. Her derste biraz ilerliyordum. Bir türkünün ilk cümlesini çözdüğümde büyükbabam güldü. "Olacak" dedi. Bağlama öğrenme sürecinde en zorlu şey ritim oldu. Ritim kafadan değil, bedenden geliyor. Büyükbabam elimi tuttu, birlikte vurdu. Hissetmeyi öğrendim, hesaplamayı değil. Bü yükbabam bir yıl sonra hayatını kaybetti. Elimde bağlaması kaldı. Ve öğrendiklerim. Bağlama öğrenmek bugün de devam ediyor. Büyükbabamın öğrettiklerini temele alarak ilerliyorum. Bazen bir cümle çalarken ellerini hatırlıyorum. Parmaklarının nasıl hareket ettiğini. Bu anlar bağlamayı yalnızca bir müzik aleti olmaktan çıkarıyor. Bağlama öğrenmek için büyükbabam gibisi olması gerekmez. Ama birinden öğrenmek, bir insandan aktarım almak çok farklı. Notadan değil, insan sıcaklığından geçiyor bazı şeyler.