Wittgenstein dil oyunları kavramını ilk okuduğumda anlamadım. Ders kitabındaki açıklama kafamı daha çok karıştırdı. "Dil bir araç değil, bir oyundur. Anlamı bağlam oluşturur.", Tamam da, bu benim ne işime yarayacak? Cevabı, bir toplantıda buldum. Bir iş toplantısında, herkes aynı kelimeleri kullanıyordu ama açıkça farklı şeyler anlatıyordu. "Başarı" derken birinin kastettiği farklıydı, diğerinin farklı. "Verimlilik" derken kimileri çıktı miktarını, kimileri süreç kalitesini kastediyordu. Ve kimse bunu fark etmeden tartışmaya devam ediyordu. O toplantıdan çıkınca aklıma Wittgenstein dil oyunları geldi. Bağlam anlamı oluşturur, ama hangi bağlamda olduğumuzu varsayıyoruz, sormuyoruz. Bu fikir benim iletişim tarzımı değiştirdi. Anlaştığımızı sandığımız anlarda "sen bunu hangi anlamda kullandın?" diye sormaya başladım. Garip bakışlar aldım. Ama çoğu zaman görüştüm ki gerçekten farklı şeyler anlaşılmıştı. Wittgenstein dil oyunları kavramının başka bir boyutu daha beni etkiledi: Bazı soruların cevabı yok çünkü soru zaten yanlış kurulmuş. "Hayatın anlamı nedir" diye sorduğumuzda, "anlam" kelimesi hangi oyunda oynuyor? Gündelik dilde mi, felsefede mi, dinde mi? Her biri farklı bir oyun, farklı kurallar. Bu, soruları çözümlemeden önce çerçevelemek gerektiğini öğretti bana. Hem kendi düşüncelerimde hem başkalarıyla konuşurken. Bir kavgada "haksızsın" demeden önce şunu sormayı öğrendim: Aynı şeyi mi konuşuyoruz?