Açık erişim hareketi, bilimsel bilginin paywallerin arkasında kalmadan herkese ulaşması gerektiği düşüncesinden beslenir. Bu fikrin temeli sağlamdır. Ama yırtıcı dergiler açık erişim sorunu, bu hareketin doğurduğu beklenmedik bir patikayı gözler önüne seriyor. Yırtıcı dergiler (predatory journals), açık erişim modelinin finansal yapısını tersine çevirir. Geleneksel yayıncılıkta okuyucu abone ücreti öder; açık erişimde ise yazar makale işlem ücreti (APC) öder. Bu yapı, bazı yayıncıların kaliteden bağımsız olarak mümkün olduğunca çok makale kabul etme teşviğini doğurdu. Hakem denetimi, editöryal standartlar ve yayın etiği ikincil hale geldi; gelir birincil hedef oldu. Yırtıcı dergiler açık erişim sorunu tartışmalarında sıkça gündeme gelen bir veri, bu dergi sayısının son on yılda katlandığıdır. Binlerce başlık, gerçek akademik dergilerinkine benzer isimlerle yayın hayatına giriyor. Sahte etki faktörü listeleri oluşturuluyor, uydurma bilim kurulları tanıtılıyor, meşru bir dergiymiş gibi davranılan alanlarda makale toplanıyor. Bu tablonun araştırmacı tarafında ciddi sonuçları var. Kariyer baskısı altındaki, özellikle akademik sistemin erken aşamasındaki araştırmacılar, yayın sayısı hedeflerini karşılamak için bu dergilere başvurabiliyor. Bir kez yayınlanan makale, kalite denetiminden geçmemiş olsa da literatürde kayıt olarak yer almaya başlıyor. Peki açık erişim fikri bu sorun yüzünden terk edilmeli mi? Bu çıkarım yanlış olur. Sorunun kaynağı, açık erişim modeli değil; yayın değerlendirme kültürünün hâlâ yayın sayısına ve dergi adına fazlasıyla yaslanmasıdır. Hakemlik süreçlerinin şeffaflığı, makale değerlendirme pratikleri ve akademik kariyer ölçüt çeşitliliği bu sorunun gerçek çözüm alanlarıdır. Yırtıcı dergiler bir belirti; teşhis ise daha geniş bir sistemik soruna işaret ediyor.