Türk grafik tasarım eleştirisi, kendi coğrafyamızdaki tasarım pratiğinin özgünlük sorununu dürüstçe değerlendirmeyi gerektirir. Uluslararası tasarım yayınlarında Türkiye'den öne çıkan sesler mevcuttur; fakat bu sesler istisna olmaya devam etmektedir. Sektörün genel tablosu takipçilik ve adaptasyon üzerine kuruludur. Türk grafik tasarım eleştirisi açısından bu durumu besleyen birkaç yapısal faktör var. Eğitim boyutuna bakıldığında, tasarım okullarının büyük bölümü Batı ekollerinden beslenen müfredatlarla çalışmaktadır. Teori, tarih ve referanslar Türk görsel kültürünü marjinalize ederken Batılı kanonik örnekleri merkeze alır. Bu ortamda yetişen tasarımcı, özgün bir kimlik oluşturmak için gereken kültürel zemine sahip olmadan başlar. İkinci faktör pazar baskısıdır. Türkiye'deki büyük müşteri portföyleri genellikle tanıdık, güvenilir ve uluslararası normlara uygun tasarım ister. Risk almak, deneysel olmak veya yerel estetikten beslemek müşteri onayı açısından daha zorlu bir yoldur. Türk grafik tasarım eleştirisi bu noktada sektörü değil, talep yapısını da sorgulamak zorundadır. Üçüncü faktör referans habitusudur. Tasarımcılar Behance, Instagram ve uluslararası platform algoritmalarının yönlendirdiği içeriklere maruz kalır. Bu platformlarda belirli görsel diller viral yayılır; benzer bir estetik tekrar üretilerek beğeni toplama döngüsüne girilir. Bununla birlikte, Anadolu el sanatları geleneği, hat sanatı, Osmanlı görsel kültürü ve çağdaş yerel yaşamdan beslenen tasarım pratikleri mevcuttur ve güçlü potansiyel taşımaktadır. Bu kaynakların dekorasyondan öteye geçen, gerçek bir tasarım dilini oluşturacak biçimde işlenmesi hem eğitim hem de pratik düzeyinde teşvik gerektirmektedir.