Zorunlu trafik sigortası, teoride her sürücünün temel güvencesidir. Pratikte ise bu güvencenin kapsamı, karmaşık istisna maddeleri ve yetersiz tazminat limitleri nedeniyle oldukça daralmaktadır. Zorunlu trafik sigortasının en temel eleştiri noktası tazminat limitlerinin gerçek hasar maliyetlerini karşılamamasıdır. Belirlenen azami limitler, ağır yaralanma vakalarında hastane ve rehabilitasyon maliyetlerinin çok gerisinde kalmaktadır. Kaza kurbanı, yasal güvencesi olduğunu zannederken gerçekte yeterli tazminat alamadığını tedavi sürecinde öğrenmektedir. Sorunun ikinci boyutu hasarın kimin sorumluluğunda olduğunu belirlemekteki gecikme ve belirsizliktir. Sigorta şirketleri kusur tespitini uzun süre askıya alabilmekte; bu süreçte tazminat ödemeleri donmakta ve mağdur finansal açıdan sıkışmaktadır. Zorunlu trafik sigortası sisteminin bu anlaşmazlık yönetim mekanizması, tüketici aleyhine işlemektedir. Üçüncü sorun, aracın değil sürücünün güvence altına alındığı yanılgısıdır. Zorunlu trafik sigortası kendi aracınızdaki hasarı değil karşı tarafın uğradığı zararı karşılamaktadır. Bu ayrım birçok sürücü tarafından tam olarak kavranmadığından, kaza sonrasında kapsamı açısından hayal kırıklığı yaşanmaktadır. Sistemi iyileştirmek için tazminat limitlerinin gerçek maliyet endekslerine göre periyodik güncellenmesi, hasar tespit süreçlerinin yasal sürelere bağlanması ve sigortalıya sunulan bilgilendirmenin standardize edilmesi gerekmektedir. Zorunlu trafik sigortası, var olmakla değil; gerçekten korumakla anlam kazanır.