Sözdizimsel priming ikinci dil araştırmaları, dil üretiminin salt kelime hazinesine indirgenemeyeceğini; aksine yapısal örüntülerin de örtük bir temsil düzeyinde işlenip yeniden kullanıldığını göstermektedir. Bu alan, hem ikinci dil edinimi kuramları hem de dilbilişsel psikoloji açısından kritik bulgular üretmektedir. Sözdizimsel priming, belirli bir yapısal biçimi içeren bir cümle işlendikten sonra, anlam farklı olsa bile, aynı yapısal biçimin tekrar kullanılması eğilimidir. Orijinal çalışmalar, İngilizce konuşucuların pasif yapıyı duyduktan sonra bağımsız bir cümle üretiminde aktif yapıya kıyasla daha sık pasif tercih ettiklerini göstermiştir. Bu etki, yapısal temsillerin zihinsel sözlük içinde aktive olup kaldığını ortaya koyar. Sözdizimsel priming ikinci dil bağlamında çok daha karmaşık sorular doğurmaktadır. Ana dil ve ikinci dilin ortak sözdizimsel temsil havuzu paylaşıp paylaşmadığı, priming etkisinin diller arası (cross-linguistic) aktarımda da işleyip işlemediği başlıca araştırma soruları arasındadır. Bazı çalışmalar, birinci dilde gözlemlenen bir yapının ikinci dil üretimini de primlediğini, yani yapısal temsillerin diller arası erişilebilir olduğunu, destekler bulgular raporlamıştır. Ancak bu çapraz dil priming etkisinin büyüklüğü, ikinci dil yetkinliğiyle doğrudan ilişkilidir. Yetkinlik seviyesi değişkeni, sözdizimsel priming ikinci dil araştırmalarının en tutarlı bulgularından birini üretmektedir: Düşük yetkinliğe sahip konuşucularda sözdizimsel priming etkisi daha sınırlı ya da daha kısa süreli görünmektedir. Bu bulgu, yapısal priming için belirli bir otomatikleşme eşiğinin gerekli olduğunu ima etmektedir, yani yapısal temsillerin örtük, prosedürel bellekte yer bulabilmesi için yeterli düzeyde kullanım deneyimine ihtiyaç duyulmaktadır. Pedagojik yansımaları açısından sözdizimsel priming bulguları, özellikle çıktı odaklı dil öğretimi yaklaşımlarını desteklemektedir. Konuşma ve yazma pratiklerinde karmaşık yapıların tekrar tekrar kullanılması, sözdizimsel temsillerin pekişmesini ve oto-priming yoluyla erişilebilirliğinin artmasını sağlar. Kural ezberinden ziyade gerçek iletişimsel bağlamlarda yapısal çeşitlilikle maruz kalma, ikinci dil sözdizimsel sisteminin içselleştirilmesinde kritik bir değişken olarak öne çıkmaktadır.