Bebek kucakta şımarır mı sorusu, nesiller boyu aktarılan ve bilimsel dayanaktan yoksun bir inanç üzerine kurulmuştur. Bu inanç, yeni ebeveynleri bebeklerinin ihtiyacına yanıt vermekten caydırmakta ve gereksiz suçluluk duygusuna yol açmaktadır. Bebek kucakta şımarır mı endişesini besleyen temel düşünce, tepki vermenin bebeği "alıştıracağı" ve bağımlılık yaratacağı fikridir. Oysa gelişim psikolojisi ve bağlanma teorisi bu görüşü kesin biçimde çürütür. Bebekler, özellikle ilk altı ayda, ihtiyaçlarını karşılamaları için tam anlamıyla bakıcılarına bağımlıdır. Bu dönemde ağlamak bir manipülasyon değil, bir iletişim biçimidir. John Bowlby'nin bağlanma teorisi ve Mary Ainsworth'un araştırmaları açıkça ortaya koymaktadır: Ağladığında tutarlı biçimde ilgi gören bebekler, ilerleyen dönemlerde daha güvende hisseder ve bağımsızlıklarını daha kolay geliştirir. Tersine, ağlamalarına yanıt verilmeyen bebekler kronik stres hormonlarına maruz kalır; bu durum beyin gelişimini olumsuz etkiler. Bebek kucakta şımarır mı söylemi toplumsal bellekte bu kadar güçlü iz bırakmışsa bunun bir nedeni var: Bakıcıların tükenişini meşrulaştırmak. Sürekli kucağa almanın yoruculuğunu inkâr etmemek gerekir. Ancak çözüm bebeğin ihtiyacını reddetmek değil, bakıcının destek alması ve dinlenme süresi elde etmesidir. Yeni ebeveynler bu konuda net bir referans çerçevesine ihtiyaç duyar: Bebeği kucağa almak onu şımartmaz, güvende hissettirmek gelecekteki özgüvenin temelidir.