Büyükannemin böreği tarifte yoktu. Ben sordukça o anlattı, ben not ettikçe bir şeyler eksik kaldı. Yıllarca denedim, hiçbir zaman aynı olmadı. Büyükannem soğan cinsiydi. "Ay altı soğan" derdi. Ben büyük soğan aldım, küçük soğan aldım, kuru soğan, taze soğan. Fark etti. İçini bulmam üç deneme aldı. Yağ meselesi de öyleydi. O margarin kullanırdı, ben tereyağı kullandım. Tadı yakın çıktı ama doku farklıydı. Margarini denedim, bu sefer doku tuttu ama aroma değişti. Şimdi ikisini karıştırıyorum, yüzde yetmiş tereyağı, otuz margarin. Bu oran bana en yakın sonucu verdi. Büyükannemin böreği tarifinin en sırlı kısmı hamur inceliğiydi. O hamuru tel kadar ince açardı. Ben açamıyordum. Yufkacı yufkasından başladım, kendi yaptığıma kıyasla çok ince. Ama o bile büyükannemin hamurundan kalındı. Bir yıl sonra hamur okulu aldım. Birkaç ders. Okur yazar değilim hamur konusunda hâlâ ama artık açabiliyorum, bir milimetre kalınlığına yakın. Bu benim için devrimdi. Sonunda bir börek yaptım ve büyükannemize götürdüm. Tattı, düşündü, "güzel ama senin nineni değil" dedi. Bu cümleyi yıllarca düşündüm. Belki de amaç "aynısını" yapmak değil, kendi versiyonumu yapmak. Büyükannemin böreği tarifi bende bir form haline geldi, kopya değil. Şimdi kendi böreğimi yapıyorum. Büyükanneminkine yakın ama bir yerde benim. Ve bu yeterli.