İki hafta yoğun dil kampında dil öğrenirsiniz. Sabahtan akşama o dili konuşursunuz, sizi konuşturan aktiviteler olur, sertifika alırsınız. Dil kampı eleştirisi bu vaadin gerçeği ne kadar yansıttığını sormayı gerektiriyor. Kısa süreli yoğun maruziyetin dil öğrenmesine katkı sağladığı doğru. Beyin, konsantre ve çeşitli inputlarla beslendiğinde bağlantı kurmaya daha meyilli. Ama dil kampı eleştirisi bu faydayı değil, faydanın nasıl sunulduğunu hedef alıyor. Birincisi: İki ya da dört haftalık bir kampta dil "öğrenilmiyor", dile aşinalık kazanılıyor. Gerçek dil edinimi aylara, yıllara yayılıyor. Kamp sonrasında düzenli pratik devam etmezse kazanılan şey hızla buharlaşıyor. Bu gerçek, reklam materyallerinde nadiren vurgulanıyor. İkincisi: Kampların ortam dinamikleri her zaman gerçek dil kullanımını yansıtmıyor. Aynı anadili konuşan grup bir arada olduğunda, "hedefe dil konuşuyoruz" kuralına rağmen anadile kayma yaşanıyor. Gerçek hedef dil konuşucularıyla kurulan organik etkileşim, yapay ortamda zorlanıyor. Dil kampı eleştirisi üçüncü olarak maliyet-fayda oranına bakıyor. Kamplar pahalı; aynı parayla aylarca dil kursuna gidebilir ya da yoğun biçimde özgün içerik tüketilebilir. Kamp deneyiminin sağladığı ortam değişikliği motivasyonu artırıyor, bu gerçek değer. Ama dil yetkinliği kazandırma iddiası, beklentilerin çok altında kalıyor. Kamp sonrası sistematik pratik planı yoksa, kazanımlar geçici. Kamp başlangıç noktası olabilir; bitiş noktası değil.